Şirketler Gerçekten Yenilikçi Çalışanlar İstiyor Mu?
Geldiğimiz
noktada iş dünyasının çalışanlardan en çok beklediği özelliklerden biri,
yenilikçi düşünme ve alternatif bakış açıları geliştirme yeteneği. Birçok
şirket bu beklenti doğrultusunda insan kaynakları politikalarını güncelliyor;
işe alım süreçlerinde bu yetkinlikleri özellikle sorguluyor.
Peki bu
şirketler, gerçekten yenilikçi düşünen çalışanlara alan tanıyor mu? Bu
çalışanlar fikirlerini hayata geçirebiliyor mu, yoksa hayal kırıklığı mı
yaşıyorlar? Gelin bu çelişkiye biraz yakından bakalım.
Nitelik
Arıyorsan Alan da Tanımalısın!
Bir çalışanın
tercih edilme sebebi olan özelliklerine şirketlerin gerçek bir hareket alanı
tanıması gerekir. Ancak ne yazık ki birçok şirket bu noktada oldukça tutucu
bir yapı sergiliyor. Yenilikçi fikirleri destekliyor gibi görünseler de
gerçekte direnç gösteriyorlar. Bu durum, özellikle işe yeni başlamış genç
çalışanlarda moral ve verim kaybına yol açarken, yöneticiler açısından da
"anlam verilemeyen" bir hayal kırıklığı yaratıyor.
Yönetim –
İK Uyumuna Dikkat!
Bu sorunun
temelinde genellikle vizyon sahibi İK ekipleri ile muhafazakâr yönetim
kadroları arasındaki perspektif farkı yatıyor. Şirket gerçekten dönüşüm
istiyorsa, önce karar alıcılar kendilerini bu vizyona uyarlamalı. Aksi takdirde
gelen her yeni fikir anlamsız bir dirençle karşılaşır, enerjiler boşa harcanır.
Pek çok
yönetici ya da patron kendini “yeniliklere açık” olarak tanımlar, ama bu durum
çalışanlar tarafından hızla fark edilen bir yanılsamadır. Bu nedenle, yenilikçi
düşünebilen insan kaynağını aramak bir imaj çalışması değil, şirketin tüm
katmanlarında benimsenmiş bir felsefe olmalıdır.
Fikirlerin
Akıbeti: Heves Kıran Sessizlik
Kariyerim
boyunca defalarca tanık oldum: Çalışan yönetimin karşısına heyecanla bir
fikirle çıkar, yönetim fikri beğendiğini söyler... ama konu asla somut bir
aksiyona dönüşmez. Fikir fizibilite süzgecinden bile geçmeden unutulur gider.
Çalışan ise hevesini kaybeder, motivasyonunu yitirir.
Bu döngü
kırılmalıdır. Her fikir uygulanmak zorunda değildir, ama her fikir ciddiyetle
değerlendirilmelidir. Gerekirse, neden uygulanamayacağı açıkça anlatılmalı;
çalışan için bu süreç öğretici hale getirilmelidir. Unutmayalım: En çılgın
fikirler bile doğru yönlendirmeyle büyük inovasyonlara dönüşebilir.
Anlamadan
Anlatmak: Kurum İçi İletişim Krizi
Yenilikçi
fikirlerin önündeki en büyük engellerden biri de iletişim eksikliği.
Sosyolojik dönüşümlerin yaşandığı dönemlerde bu eksiklik daha da
belirginleşiyor. Mesajlar gönderiliyor ama karşı taraf tarafından doğru
anlaşılmıyor. Bu ister kuşak çatışması ister farklı bakış açıları olsun — sonuç
değişmiyor.
Şirketlerin
görevi, çalışanların birbirini daha doğru anlamasını ve anlatmasını sağlamak
olmalı. Bu da ancak eğitimlerle, düzenli diyaloglarla ve bilinçli yönetsel
destekle mümkün olur.
Unutmayalım:
Birbirini anlamayan insanlar bırakın yenilik üretmeyi, mevcut düzeni bile
sürdüremez.
Fikir
Hırsızlığı: Sessizce Öldürülen Motivasyon
Birçok
çalışanın başına gelmiştir: Harika bir fikir üretirsiniz, bir üst yöneticiniz
fikri sahiplenir, siz sadece olanı izlersiniz. Bu sadece etik bir sorun değil, kurumsal
sistem açığıdır. Yöneticinin karakter zaafı olabilir ama süreçlerin buna
göz yumması, şirketin hatasıdır.
Bu nedenle
şirket içinde fikirlerin yazılı-sözlü olarak paylaşıldığı, en az iki üst
yöneticiyle kayıt altına alındığı bir sistem oluşturulmalı. Fikirlerin güvenli
ve özgürce ifade edilebildiği bir yapı, çalışanların yaratıcı potansiyelini
korumanın temelidir.
Fikirler
Ödüllendirilmezse, Sahipleri Susturulur
Bir çalışan
kaliteli bir fikir geliştirir, proje hayata geçer, şirket kazanır... ama
çalışan için hiçbir şey değişmez. Ne bir ödül ne bir gelişim fırsatı, ne de bir
takdir. Sonuç: Kullanıldığını hisseden çalışan kendini geri çeker. Artık sadece
görevini yapar, hepsi bu.
Çözüm basit:
Kazandıran çalışana kazandırmak.
Bu kadar net.
Sorunları
Ayakta Tutan Diğer Sütunlar
Evet, bu
yazıda ele aldığımız başlıklar buzdağının sadece görünen kısmı.
- Yetki verilmeden etki beklenmesi,
- Bütçe ayrılmaması,
- Kötü planlamanın çalışanı suçlu
çıkarması,
- Etkin kaynak yönetiminin
yokluğu...
Hepsi bu
sorunun devamlılığını sağlayan yapısal sıkıntılar.
Sonuç
Bu sorunların
çözümü, şirketlerin önce kendini tanıması, sonra da gerçekten hakkını
verebileceği çalışanlarla yol yürümesiyle mümkün olabilir. Aksi takdirde,
“kazan – kazan” denklemi, kaçınılmaz şekilde “kaybet – kaybet”e dönüşecektir.