Loading
Quartz A&C
Quartz A&C
  • 04.03.2026 11:29
  • Bültenler

AYLIK BÜLTEN - 2026 ŞUBAT

EKONOMİ GÜNDEMİ

Türkiye Dezenflasyon Programı

Ocak ayı enflasyon verisinin beklentilerin üzerinde gelmesi ve Şubat ayında aylık %2,98’lik artışın gerçekleşmesi, yıllık enflasyon patikasının resmi hedeflerle uyumlu ilerlemediğine işaret etmektedir. Mevcut gerçekleşmeler, yıl sonu hedef aralığının üst bandının test edilme ihtimalini artırmaktadır.

Ekonomi yönetiminin iletişim stratejisindeki zayıflama ve tahmin aralığının yukarı yönlü revizyonu, programın kredibilitesi açısından risk oluşturmaktadır. Beklenti anketlerinde hanehalkı ve reel sektör ile piyasa katılımcıları arasındaki enflasyon beklenti farkının yeniden açılması, politika aktarım mekanizmasının sınırlı çalıştığını göstermektedir.

Uluslararası kuruluşlardan gelen sıkılaşma yönündeki uyarılara karşın para politikasında temkinli bir bekleme eğilimi gözlemlenmektedir.

Mevcut politika setinin yılın ikinci yarısında revize edilme olasılığı artmaktadır. Özellikle kredi kanallarının yeniden genişletilmesi ve faiz indirimi sürecine geçilmesi ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyoruz.

Bu durumda:

•   Kur üzerindeki baskı artabilir.

•   TL’de değer kaybı hızlanabilir.

•   Enflasyon beklentileri yeniden yukarı sapabilir.

Şirketler için önerimiz:

   Kredi notlarını güçlendirecek bilanço iyileştirmelerine odaklanmaları

•   Olası kredi genişlemesi döneminde finansmana erişim avantajı yaratmaları

•   Döviz borçluluğunu aktif şekilde yönetmeleri ve TL ile yeniden yapılandırma fırsatlarını değerlendirmeleri yönündedir.

 

Türkiye Büyüme Görünümü

Türkiye ekonomisi 2025 son çeyrekte %3,4, yıllık bazda %3,6 büyüme kaydetmiştir.

Ancak:

•   İşsizlik oranlarındaki seyir

•   Gelir dağılımındaki bozulma

•   Hanehalkı kredi riskindeki artış

birlikte değerlendirildiğinde büyümenin homojen ve sürdürülebilir olmadığı görülmektedir.

Vergi rejimindeki yük dağılımı ve iç talepteki kırılganlık büyümenin kalitesini sınırlayan temel unsurlar arasındadır.

2026 yılında sektörler arasında belirgin ayrışmalar beklenmektedir.

Önerimiz:

Şirketlerin sadece faaliyet alanlarına değil, finansal yatırım portföylerine de sektörel çeşitlendirme perspektifi ile yaklaşmaları, büyüme potansiyeli yüksek alanlara finansal piyasalar aracılığıyla da olsa kontrollü sermaye kaydırmaları faydalı olacaktır.

 

Döviz Şoku Riski

Mevcut makroekonomik dengelerin korunması halinde kısa vadede (önümüzdeki 2–4 aylık dönemde) ani ve sert bir kur şoku olasılığı sınırlı görünmektedir. Bununla birlikte bu görünüm, kırılganlıkların ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Dezenflasyon programının performansı, bölgesel jeopolitik gelişmeler, iç siyasi tansiyonun seyri ve küresel finansal koşullardaki değişim potansiyeli birlikte değerlendirildiğinde döviz piyasasında oynaklığın yeniden artma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Bu çerçevede şirketlerin döviz riskini pasif şekilde izlemek yerine aktif biçimde yönetmeleri önem arz etmektedir. Net döviz pozisyonlarının düzenli olarak raporlanması, kur hareketlerine karşı forward ve opsiyon gibi türev araçların maliyet sabitleme amacıyla kullanılması ve farklı kur senaryolarına karşı stres testleri uygulanması, olası bir dalgalanma döneminde bilanço dayanıklılığını artıracaktır. Şirketlerin bu yöndeki çalışmalarına ağırlık vermelerini tavsiye ediyoruz.

 

Türkiye’nin Risk ve Fırsat Alanları

Küresel sistemin yeniden şekillendiği, ekonomik ve askeri dengelerin hızlı biçimde değiştiği bir dönemde Türkiye hem önemli fırsatlar hem de ciddi riskler barındırmaktadır. Avrupa Birliği ile ekonomik yakınlaşma ihtimali, küresel üretim zincirlerinin yeniden konumlanması sürecinde üretim üssü olma potansiyeli, diplomatik arabuluculuk kapasitesi ve savunma sanayindeki gelişmişlik düzeyi Türkiye’nin stratejik avantajları arasında yer almaktadır. Özellikle çok kutuplu bir dünyada denge politikası yürütebilme kabiliyeti, ülkenin pazarlık gücünü artırabilecek önemli bir unsurdur.

Bununla birlikte iç siyasi sertleşme ihtimali, toplumsal uzlaşının zayıflaması, dış politikada bloklaşma riskinin artması ve bölgesel güvenlik tehditleri ekonomik kırılganlıkları tetikleyebilecek başlıca risk alanlarıdır. Bu tür gelişmeler sermaye akımlarını, dış ticaret dengelerini ve yatırım iştahını doğrudan etkileyebilecek potansiyele sahiptir.

Bu çerçevede şirketlerin 2026–27 dönemine ilişkin stratejik kararlarını yalnızca makroekonomik göstergeler üzerinden değil, iç ve dış politika dinamiklerini de dikkate alarak şekillendirmeleri önem arz etmektedir. Risk yönetimi refleksinin güçlendirilmesi, senaryo bazlı planlama yapılması ve jeopolitik gelişmelerin finansal projeksiyonlara entegre edilmesi önümüzdeki dönemde rekabet avantajı sağlayacaktır.

 

Sürdürülebilirlik Raporlaması

Sürdürülebilirlik raporlaması alanında regülasyonların kapsamı genişlemektedir. Eşiklerin aşağı çekilmesi ve zorunluluk alanının hızla genişlemesi beklenmektedir.

Şirketlerin:

•   Sürdürülebilirlik sürecine yönelik hazırlık çalışmalarına ivedilikle başlamaları

•   Veri altyapılarını kurmaları

•   İç kontrol sistemlerini sürdürülebilirlik boyutunda geliştirmeleri

•   Gönüllü raporlama ile hazırlık yapmaları

önemle tavsiye edilmektedir.

Aksi halde ilerleyen dönemde vergi ve finansman maliyetleri açısından dezavantaj oluşması mümkündür.

 

Avrupa Birliği Ekonomik Görünüm

Avrupa Birliği ekonomisi, demografik yaşlanma, rekabet gücündeki aşınma, göç baskısının yarattığı sosyal ve mali yükler ile artan savunma harcamaları gibi çoklu yapısal sorunlarla aynı anda mücadele etmektedir. ABD’nin NATO’ya yönelik yaklaşımındaki değişim ve küresel güvenlik mimarisindeki kırılmalar, AB’yi savunma kapasitesini hızla güçlendirmeye ve mali kaynaklarını bu doğrultuda yeniden tahsis etmeye zorlamaktadır. Bu durum, zaten sınırlı büyüme potansiyeline sahip olan Avrupa ekonomisinde bütçe dengeleri ve yatırım öncelikleri açısından yeni bir döneme işaret etmektedir.

Türkiye açısından bu tablo hem avantaj hem risk içermektedir. Savunma sanayindeki kapasite artışı ve üretim kabiliyeti, AB ile iş birliği alanlarında stratejik fırsatlar yaratabilir. Bununla birlikte AB’nin Hindistan ile ticari ilişkileri derinleştirme ve karşılıklı gümrük düzenlemeleri oluşturma yönündeki çabaları, Türkiye’nin ihracat performansı açısından orta vadeli bir rekabet riski doğurabilir.

Bu çerçevede şirketlerin müşteri ve tedarikçi portföylerini çeşitlendirmeleri, alternatif pazar stratejileri geliştirmeleri ve AB ile ticaret kanallarının korunmasına yönelik sektörel ve kurumsal düzeyde daha aktif lobi ve temsil faaliyetleri yürütmeleri önem arz etmektedir. Önümüzdeki dönemde coğrafi risk dağılımı, rekabet avantajının belirleyici unsurlarından biri haline gelecektir.

 

ABD Ekonomisi

ABD ekonomisi, hem iç hem dış siyasi gelişmelerin yarattığı belirsizlik ortamında karmaşık bir döneme girmiştir. Gümrük vergilerine ilişkin geri adımlar, küresel ticaret politikalarındaki yön değişimleri, Epstein skandalının siyasi etkileri, Orta Doğu politikası ve NATO yaklaşımındaki kırılmalar ile yaklaşan ara seçim süreci, ekonomik beklentiler üzerinde gölge oluşturan başlıca unsurlar arasında yer almaktadır. Bu çok katmanlı belirsizlik ortamı, yatırımcı güveni ve uzun vadeli politika öngörülebilirliği açısından dikkatle izlenmelidir.

Para politikası cephesinde ise yeni Fed başkanı olarak Kevin Warsh’ın göreve gelmesiyle birlikte para politikasının yönüne ilişkin belirsizlik artmıştır. Enflasyondaki kademeli düşüşe rağmen, iş gücü piyasasında yapay zekâ ve otomasyon kaynaklı işten çıkarmaların hız kazanması, ABD ekonomisinin önümüzdeki dönemde yüzleşeceği en kritik yapısal sorunlardan biri olarak öne çıkmaktadır. Teknolojik verimlilik artışı ile istihdam kaybı arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, büyümenin niteliğini belirleyecektir.

Quartz olarak ABD’nin en temel yapısal meselesi artan dış borç stokunun sürdürülebilirliği olduğunu düşünüyoruz. Rezerv para avantajına sahip olan ABD’nin bu yükü doğrudan mali disiplin yoluyla değil, zaman içerisinde doların reel değerinin aşınması ve kontrollü bir değer kaybı stratejisi ile yönetme eğiliminde olacağı kanaatindeyiz. Ancak bu sürecin hangi hız ve ölçekte ilerleyeceği, yeni Fed yönetiminin politika tercihleri ve siyasi gelişmelerle yakından bağlantılı olacaktır.

Bu bağlamda yeni FED yönetiminin göreve başlaması ile birlikte başta emtia piyasası olmak üzere birçok piyasanın yönünün tayin edilme potansiyeli olduğu kanaatindeyiz. Tavsiyemiz sürecin yakından takip edilmesi ve belirsizlikler giderilene kadar önemli risk alınmaması yönündedir.


EKOPOLİTİK GÜNDEM

ABD – İran Gerilimi

ABD ile İran arasındaki gerilimin artması, bölgesel istikrarsızlık riskini yükseltmekte ve başta enerji ile emtia piyasaları olmak üzere küresel fiyatlamalar üzerinde dalgalanma yaratmaktadır. Orta Doğu’daki herhangi bir sıcak temas ya da gerilimin kontrollü biçimde dahi sürmesi, petrol ve doğal gaz fiyatları üzerinden maliyet kanalıyla birçok ülke ekonomisini etkileyebilecek potansiyele sahiptir.

Sürecin uzaması halinde enerji maliyetlerinde kalıcı artış, lojistik ve sigorta kanallarında risk primlerinin yükseliş, küresel enflasyon baskısının yeniden güçlenmesi ve buna bağlı olarak faiz oranları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşması mümkündür. Bununla birlikte bölgesel istikrarsızlığın derinleşmesi göç hareketlerini tetikleyebilir ve güvenlik risklerini artırabilir. Bu tür gelişmeler özellikle Türkiye gibi coğrafi olarak sürece yakın ülkeler açısından hem ekonomik hem de sosyal maliyetler doğurabilecek niteliktedir.

Quartz olarak yaklaşımımız, bu tür jeopolitik süreçlerde kesin sonuç tahminleri üzerinden pozisyon almak yerine risk bazlı ve senaryo odaklı bir yönetim anlayışını benimsemektir. Şirketlerin bu dönemde temkinli hareket etmeleri, nakit akışlarını korumaya öncelik vermeleri, maliyet oynaklığına karşı esnek bütçe yapıları oluşturmaları ve yatırım kararlarında ihtiyatlı bir perspektif izlemeleri daha sağlıklı olacaktır. Süreç netleşene kadar agresif genişleme adımlarından kaçınılması ve bilanço dayanıklılığının korunması öncelikli olmalıdır.

 

Enerji Güvenliği: Katar LNG Şoku, Hürmüz Riski

Şubat sonunda yükselen jeopolitik risk, Mart başında Katar’ın Ras Laffan’daki ana tesislerinde üretimin askıya alınmasıyla LNG tarafında arz şoku şeklinde fiyatlara yansımış; Avrupa referans gaz fiyatlarında (TTF) günlük bazda %45–50 bandına varan sıçramalar görülmüştür. Bununla birlikte, Katar’ın küresel LNG ihracatındaki ağırlığı ve sevkiyatların büyük ölçüde Hürmüz Boğazı üzerinden geçmesi, bu şoku “tekil tesis kesintisi”nden ziyade boğaz riski ile birleşen bir sistemik kırılganlık alanına taşıdığı kanaatindeyiz.

Bununla birlikte, aynı risk seti petrol cephesinde de hızla fiyatlanmış; birkaç işlem günü içinde sert yükselişler görülmüş, piyasa bölgesel arz kesintisi ve tanker taşımacılığına ilişkin sigorta/rota değişikliklerini fiyatlamaya başlamıştır. Bu süreçte “gaz arzı şoku”nun bazı ülkelerde yakıt ikamesi (elektrik üretiminde fuel-oil/dizel kullanımı gibi) kanalıyla petrol ürünlerine ek talep baskısı yaratabileceği; navlun ve sigorta maliyetlerindeki artışın rafine ürünlerde de fiyat geçişini hızlandırabileceği tarafımızca değerlendirilmektedir.

Ancak, riskin kalıcılaşması hâlinde asıl kırılma noktasının Hürmüz’deki geçiş güvenliği olduğu kanaatindeyiz: Hürmüz’den geçen akışın küresel petrol ve LNG ticaretindeki ağırlığı nedeniyle, geçişin fiilen uzun süre aksaması durumunda enerji piyasası şokunun küresel enflasyon ve lojistik maliyet kanalına evrilmesi mümkündür. Buna karşılık, IEA’nın Şubat raporunda vurgulanan “baz senaryoda arz fazlası/surplus” görünümü, jeopolitik şokların yokluğunda fiyatların dengeye dönme kapasitesini işaret etse de mevcut tabloda jeopolitik risk priminin belirleyici olduğu görülmektedir.

Türkiye açısından, gaz tarafında depolama ve kontrat yapısının kısa vadede tampon etkisi yaratabilmesi olası olmakla birlikte; petrol fiyat şokunun ithalat faturası, taşımacılık maliyetleri ve fiyatlama davranışları üzerinden daha hızlı yansıma üretebileceği, bu nedenle enerji maliyeti varsayımlarının “yüksek oynaklık” senaryolarıyla güncellenmesinin yerinde olacağı tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Gümrük Tarifeleri

ABD Yüksek Mahkemesi’nin IEEPA’nın başkana tarife koyma yetkisi vermediğine hükmederek bu dayanakla getirilen tarifeleri geçersiz kılması, kontrol ve denge açısından netlik sağlarken; tahsilat iadesi, geçiş rejimi ve yeni hukuki dayanakların nasıl kurulacağı konusunda operasyonel belirsizlik yaratmıştır.

Ancak, kararın “tarifeler tamamen bitti” anlamına gelmemesi ve yönetimin 1974 Ticaret Yasası gibi alternatif dayanaklarla %10 küresel tarife benzeri araçlara yönelmesi, şirketler açısından belirsizliğin bitmediğini göstermektedir. Ayrıca AB’nin “çelik/alüminyum içeren ürünlerde” ABD’nin gevşeme adımı beklediğine dair haber akışı, tarife setinin daha “hedefli” hâle evrilebileceğini düşündürmektedir.

Şubat itibarıyla küresel ticarette riskin “tarife seviyesi”nden çok tarife rejiminin öngörülebilirliği ve hukuki zemini eksenine kaydığı tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

AB Liderler Zirvesi

AB liderlerinin Belçika’da rekabetçilik, iç pazarın güçlendirilmesi ve ekonomik bağımlılıkların azaltılması gündemiyle bir araya gelmesi; von der Leyen’in düzenlemelerin sadeleştirilmesi çağrısı ve “bağımlılıkların silahlaşması” vurgusuyla birleşmiştir.

Bununla birlikte, “One Europe, One Market” benzeri çerçeveler üzerinden tek pazarda engellerin azaltılması, enerji-dijital-sermaye piyasaları bileşenleriyle daha bütüncül bir rekabetçilik programına işaret etmektedir.

Ancak, “Buy European / Made in Europe” yaklaşımı güçlenirse, tedarik zinciri erişimi açısından AB dışı üreticilerde menşe ve kamu alımı koşullarının sıkılaşması gündeme gelebilir.

AB’nin rekabetçilik ajandasını “pazar entegrasyonu + ekonomik güvenlik” ekseninde sertleştirdiği tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Destek Programları

İstihdamı Koruma Destek Programı

İmalat sanayinde istihdamın korunmasına dönük “İstihdamı Koruma Destek Programı” uygulama esasları yayımlanmış; 2025 Kasım–Aralık ortalama çalışan sayısını 2026 boyunca koruyan işletmelerin destekten yararlanacağı çerçeve tanımlanmıştır.

Enerji Dönüşümü: 3.500 MW Öz Tüketim GES Kapasite Tahsisi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2026’da sanayi/fabrika/oteller için öz tüketim amaçlı 3.500 MW güneş kapasitesi tahsis edileceğini açıklamıştır.

İhracatçıya Yeşil Finansman: TİM–Eximbank Hattında 1 Milyar $ Erişim

TİM’in GREENTİM platformuna Türk Eximbank iş birliğiyle entegre edilen “Yeşil Finansman” modülü üzerinden ihracatçıların toplam 1 milyar $ tutarında krediye erişebileceği açıklanmıştır.

KOSGEB Programı: İmalat Sanayine 100 Milyar TL Finansman

KOSGEB’in “İmalat Sanayine 100 Milyar TL’lik Kapsamlı Finansman Programı” kapsamında işletme başına kredi üst limitinin 50 milyon TL olduğu; kullandırımların Haziran sonuna kadar tek seferde yapılacağı ve NACE Kısım C kapsamının hedeflendiği belirtilmiştir.

 

        

Sorumluluk Reddi Beyanı

Bu bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular, belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C, içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.