Loading
Quartz A&C
Quartz A&C
  • 05.05.2026 14:02
  • Bültenler

AYLIK BÜLTEN - 2026 NİSAN

EKONOMİ GÜNDEMİ

Enflasyonla Mücadele Programı

Nisan ayı TÜFE verisi aylık %4,18 artışla piyasa beklentilerinin belirgin biçimde üzerinde gerçekleşmiştir. Böylece yılın ilk dört ayındaki kümülatif enflasyon %15 sınırına yaklaşmış; ekonomi yönetiminin yıl sonu hedef bandının tutturulması olasılığı fiilen ortadan kalkmıştır.

Bu tablonun yalnızca teknik bir sapma olmadığını, aynı zamanda programa olan güveni zayıflattığını değerlendiriyoruz. Beklenti kanalının bozulması, tüketici ve reel sektör davranışlarını enflasyonist bir sarmala sürükleyebilecek niteliktedir: fiyat artışı beklentisi, öne çekilen talebi; öne çekilen talep, yeni fiyat artışlarını beslemektedir.

Öte yandan mevcut yüksek faiz ortamının yarattığı talep daralması ve finansman güçlükleri, ekonomi yönetiminin hareket alanını önemli ölçüde daraltmaktadır. Bir yanda ısrarcı enflasyon, diğer yanda büyümedeki ivme kaybı olmak üzere bu iki baskının eş zamanlı sürdürülmesinin mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Bu çerçevede ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadeleyi ikinci plana taşıyarak büyüme öncelikli bir politika setine yöneleceği kanaatindeyiz. Böyle bir geçişin kur, enflasyon beklentileri ve finansman maliyetleri üzerinde yeni baskılar oluşturabileceği göz ardı edilmemelidir.

Şirketlere tavsiyemiz; bu belirsizlik ortamında stok maliyetlerini gerçek zamanlı olarak izlemeleri, alış ve satış vadelerini titizlikle yönetmeleri ve fiyatlama kararlarını olası enflasyon sıçramalarını içeride barındıracak şekilde yapılandırmalarıdır.

 

Geniş Tanımlı İşsizlik

Mart 2026 verileri itibarıyla geniş tanımlı işsizlik oranı %31,5 seviyesine yükselmiş; bu oran tarihi yüksek seviyelerden birine işaret etmektedir. Rakamın büyüklüğü kadar altındaki yapısal dinamikler de dikkat çekicidir.

Mevcut piyasa koşulları özel sektörün istihdam yaratma kapasitesini ciddi ölçüde kısıtlamaktadır. Dolayısıyla yüksek işsizlik rakamları yalnızca talep yetersizliğinin değil, arz tarafındaki köklü dönüşümlerin de bir yansımasıdır. Sosyal dinamiklerdeki değişimle birlikte nitelikli işgücü yetiştirme kapasitesindeki aşınma giderek belirginleşmekte ve ücret beklentilerinin şirketler tarafından karşılanamaması ise gönüllü işsizlik olgusunu yeni bir gerçeklik olarak işgücü piyasasının gündemine taşımaktadır. Tüm bu etkenler bir arada değerlendirildiğinde Türkiye işgücü piyasasının yapısal bir kırılma dönemine girdiği görülmektedir.

Bu tablonun şirketler açısından yalnızca bir risk değil, aynı zamanda stratejik bir sorumluluk alanı olduğu kanaatindeyiz. Nitelikli işgücüne erişimin giderek zorlaşacağı bir ortamda şirketlerin münferiden ya da sektörel iş birlikleri aracılığıyla kendi istihdam ve insan kaynağı yetiştirme programlarını geliştirmeleri, orta vadede hem operasyonel sürdürülebilirlik hem de rekabet avantajı açısından belirleyici bir unsur haline gelecektir.

    

Konjonktürel Kırılma Riski

Üç yıldır sürdürülen dezenflasyon programı, yarattığı ağır ekonomik maliyetlere karşın beklenen kalıcı istikrarı sağlayamamıştır. İç piyasada talep daralması derinleşmekte, hane halkının satın alma gücü erimekte ve gelir dağılımındaki bozulma belirginleşmektedir. Bununla birlikte IMF başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar ve yabancı yatırımcılar yüksek faiz politikasının sürdürülmesi yönündeki baskılarını korumaktadır. İç ve dış dinamikler arasındaki bu zıtlık, ekonomi yönetiminin hareket alanını her geçen gün daha da daraltmaktadır.

Döviz cephesinde ise TL'nin bir süredir aşırı değerli seyretmesi ihracat rekabet gücünü ciddi biçimde zedelemektedir. Öte yandan kurun serbest bırakılması enflasyonu yeniden alevlendirme riski taşıdığından bu yönde adım atmak da son derece güçtür. Bütçe açığını kapatmaya yönelik vergi ve ceza yükünün artırılması ise piyasaya ek bir baskı unsuru olarak yansımaktadır. Tüm bu gelişmeler, geleneksel makroekonomik göstergelerden tam olarak okunamayan ancak piyasanın derininde hissedilen yapısal bir sıkışmaya işaret etmektedir.

Bu çerçevede ekonomi yönetiminin mevcut dengeyi daha fazla sürdürmeyeceği ve önümüzdeki dönemde önemli bir politika yön değişikliğine gideceği kanaatindeyiz. Böyle bir geçiş sürecine hazırlıksız yakalanan kurumların finansman maliyetleri, likidite yönetimi ve rekabet konumlanması açısından ciddi dezavantajlarla karşılaşabileceğini öngörüyoruz.

Şirketlere tavsiyemiz; imkânları dahilinde nakit birikimlerini artırmaları, kredi notlarını ve bilanço kalitelerini güçlendirmeleri ve olası ani politika değişikliklerine karşı finansal tampon oluşturmalarıdır. Esnekliğini koruyan ve hazırlıklı olan şirketlerin bu dönemden görece avantajlı çıkacağı değerlendiriliyor.

 

Teşvik Programı

Kamuoyuyla paylaşılan “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez” programı çerçevesinde; imalatçı ihracatçılarda kurumlar vergisinin %9’a, diğer ihracatçılarda %14’e indirilmesi; transit ticarette vergi kaldırılması; İstanbul Finans Merkezi için uzun süreli muafiyet/avantaj kurgusu, varlık barışı düzenlemesi gibi unsurlar açıklandı.

Finans merkezi adımlarının doğru zeminde hayata geçirilmesi halinde kısa ve orta vadede olumlu sonuçlar doğurabileceği kanaatindeyiz. Bununla birlikte, bu alandaki yatırımların önündeki en kritik engelin hukuki iklime ilişkin belirsizlikler olduğunu değerlendiriyoruz. Yabancı yatırımcıların talep ettiği hukuki güvencelerin evrensel standartlarla uyumlu biçimde hayata geçirilmesi, kalıcı bir çekim merkezi oluşturulması açısından belirleyici olacaktır. Öte yandan bu güvencelerin yatırımcı odaklı özel imtiyazlara dönüştürülmesi yoluna gidilmesi ise hukuki eşitlik ilkesini zedeleyerek ülke ekonomisi açısından orta ve uzun vadeli riskler barındırmaktadır.

Varlık barışı düzenlemesi açısından ise tablo daha temkinli bir okuma gerektirmektedir. Söz konusu düzenlemenin kısa vadede döviz girişi sağlayacağı ve likidite üzerinde olumlu etki yaratacağı öngörülmekle birlikte, orta ve uzun vadeli etkilerinin olumsuz olabileceği kanaatindeyiz. Varlık barışı kapsamında geri dönen kaynakların önemli bir bölümünün gayrimenkul yatırımlarına yönelmesi halinde, bu sürecin kalıcı enflasyonist baskılara zemin hazırlama ihtimali göz ardı edilmemelidir.

    

ABD – İran Savaşı

ABD ile İran arasında süregelen silahlı çatışmanın ekonomik yansımaları küresel ölçekte hissedilmeye başlamıştır. Petrol fiyatlarındaki belirgin yükseliş, başta enerji yoğun sektörler olmak üzere geniş bir yelpazede enflasyonist baskıları derinleştirmekte; küresel maliyet dengelerini yeniden şekillendirmektedir.

Bu süreçte en kritik güçlük, öngörü üretmenin alışılmışın ötesinde zorlaşmış olmasıdır. Tarafların tutarsız açıklamaları ve ani hamleleri, olası senaryoların sınırlarını bulanıklaştırmakta; geleneksel stratejik planlamanın işlevini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu nedenle sabit varsayımlar üzerine kurulu stratejiler yerine senaryoya dayalı ve esnek bir yönetim anlayışının benimsenmesi kritik önem taşımaktadır.

Sürecin Haziran ayına dek uzaması halinde küresel merkez bankalarının enflasyonla mücadele refleksiyle faiz artırımına yönelebileceğini değerlendiriyoruz. Bu adımın kalıcı bir çözüm üretmekten uzak olduğunu; bununla birlikte merkez bankalarının geçici bir önlem olarak bu yola başvurabileceğini öngörüyoruz. Böyle bir gelişme küresel talebi baskı altına alacak ve büyüme görünümünü olumsuz etkileyecektir.

Şirketlere tavsiyemiz bu konjonktürde maliyet azaltma ve verimlilik çalışmalarına ağırlık vermeleri, belirsizlik dönemlerine özgü savunmacı bir bilanço yönetimi benimsemeleri yönündedir.

Savaşın karşılıklı mutabakatla sona ermesi halinde dahi kalıcı bir barış ortamının tesis edilmesini orta ve uzun vadede güçlü bir olasılık olarak görmüyoruz. Bölgesel rekabetin yapısal niteliği ve taraflar arasındaki köklü gerilimler, olası bir ateşkesin kırılgan bir denge üzerine inşa edileceğine işaret etmektedir.

 

FED Başkan Değişimi

Federal Rezerv'in yeni başkanı olarak Kevin Warsh'ın göreve gelmesiyle birlikte para politikasının seyrine ilişkin belirsizlik artmıştır. Yeni yönetimin politika tercihlerini doğru okuyabilmek için ilk toplantı sonuçlarının ve resmi tutanakların beklenmesinin daha sağlıklı bir yaklaşım olacağı kanaatindeyiz. Mevcut aşamada kesin öngörü üretmek için erken olduğunu açıkça belirtmek gerekir.

Bununla birlikte yapısal tablonun ortaya koyduğu gerilimi göz ardı etmek mümkün değildir. ABD'nin giderek ağırlaşan borç yükü, borçlanma maliyetlerinin aşağı çekilmesi yönünde FED üzerinde güçlü bir baskı oluşturmaktadır. Öte yandan başta petrol fiyatlarındaki yükseliş olmak üzere dışsal enflasyonist baskılar, faiz indirimi için gereken manevra alanını daraltmaktadır. FED bu iki karşıt kuvvet arasında hassas bir denge kurmak zorundadır.

Bu çerçevede yeni FED yönetiminin önümüzdeki dönemde ardışık faiz indirimleri ve hızlı parasal genişleme gibi görece radikal adımlara yönelmesini mümkün bir senaryo olarak değerlendiriyoruz. Ancak bu yönde somut bir öngörü üretmek için henüz erken olup sürecin yakından izlenmesi gerekmektedir.

Şirketlere tavsiyemiz FED'in yeni politika çerçevesini yakından takip etmeleri ve açıklanan veriler doğrultusunda finansal stratejilerini ve likidite planlarını zamanında revize etmeleri yönündedir.

 

Yapay Zekâ Süreçleri

ABD öncülüğünde hız kazanan yapay zeka dalgası, iş dünyasında beklentilerin ötesinde hızlı bir karşılık bulmaktadır. Şirketler başta verimlilik artışı olmak üzere maliyet optimizasyonu ve operasyonel etkinlik hedefleriyle yapay zeka entegrasyonlarına yönelmekte; bu süreç artık yalnızca teknoloji şirketlerinin değil, geleneksel sektörlerin de gündemine girmiş bulunmaktadır.

Veri analitiği, pazar araştırmaları, döngüsel iş süreçlerinin otomatize edilmesi ve kontrol sistemleri gibi alanlarda halihazırda uygulanabilir durumda olan ve düşük bütçelerle erişilebilen çok sayıda yapay zekâ çözümü mevcuttur. Kolayca gözlemlenen şekilde bu entegrasyonları hayata geçiren şirketler rakiplerine karşı ölçülebilir bir rekabet avantajı elde etmekte; geride kalanlar ise bu farkın hızla açıldığını görmektedir.

Türkiye'nin otomasyon süreçlerine uyum hızının küresel trendin gerisinde kaldığı düşünüldüğünde, bu dönüşümün dışında kalmak giderek daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir risk haline gelmektedir. Yapay zeka entegrasyonunu ertelemek artık yalnızca bir verimlilik kaybı değil, orta vadede varoluşsal bir tehdit olarak değerlendirilmelidir.

Şirketlere tavsiyemiz bu dönüşümü büyük ve karmaşık bir proje olarak değil, küçük ve uygulanabilir adımlarla başlayan bir süreç olarak ele almalarıdır. En basit ve tekrarlayan iş süreçlerinden başlayarak yapay zeka entegrasyonuna adım atmak hem öğrenme eğrisini kısaltacak hem de somut verimlilik kazanımlarını kısa sürede görünür kılacaktır.

 

EKOPOLİTİK GÜNDEM

ABD – İran Savaşı

İslamabad’daki ilk tur görüşmelerde tarafların “kalıcı anlaşma” arayışı sürse de, müzakereler nükleer dosya, Hürmüz ve dondurulmuş varlıklara erişim başlıklarında dağılarak sonuçsuz kaldı; JD Vance “çok ilerleme kaydedildi” derken İran tarafı ABD’nin taleplerini “maksimalist” bulduğunu ima etti.

Bununla birlikte, ABD yönetimi çatışmayı “tam uygulanana kadar sahada kalma” ve Hürmüz’de deniz trafiğine “geçiş güvenliği” şartı koyan bir çerçevede yürütürken, İran tarafının yaklaşımı daha çok “savaşın sona ermesi” ve güvenlik/egemenlik garantileri etrafında şekillenmektedir.

Ancak, Trump’ın Pakistan talebiyle ateşkesi uzattığını duyurduğu süreçte İran’ın uzatmayı kabul etmediğine ilişkin haber akışı, ateşkesin sahada kırılgan kaldığını göstermektedir; buna paralel ABD’nin İran limanlarına yönelik ablukayı sürdürme niyeti gerilimi uzatmaktadır.

Nisan kapanışında tablo, “müzakere var ama uygulama sahada” ikiliğini güçlendirmiştir; bu nedenle kalıcı anlaşma olasılığının, Hürmüz’de fiilî normalleşme ve nükleer dosyada çerçeve mutabakat olmadan yükselmesinin zor olduğu tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Hürmüz: “ABD Özgürlük Projesi”, “İran 12 Maddelik Geçiş Protokolü”

Trump, Hürmüz’de mahsur kalan gemileri serbest bırakmak üzere “Özgürlük Projesi” adlı bir girişim başlatacağını duyurdu; İran tarafı ise geçişlerin kendi askeri koordinasyonuna tabi olması gerektiğini savunmayı sürdürdü.

İran Meclisi’nde çalışılan 12 maddelik Hürmüz geçiş protokolü (İsrail gemilerine geçiş yok; “düşmanca girişimde bulunanların” tazminat koşulu vb.) deniz ticaretinin normalleşmesini daha da zorlaştırabilecek bir “siyasi koşulluluk” üretmektedir.

Hürmüz’de risk artık sadece “geçişin açık/kapalı olması” değil; kimin hangi şartla geçeceği sorusuna dönmüştür. Bunun, sigorta primleri ve navlunlar üzerinden maliyetleri kalıcı biçimde yukarıda tutabilecek önemli bir risk unsuru olduğu kanaatindeyiz.

 

Petrol Piyasası

Nisan ortasında ateşkesin bozulacağı endişeleri ve Hürmüz çevresindeki gelişmeler petrol fiyatlarında sert dalgalanmaya yol açmış; Brent ve WTI’da %5–7 bandında günlük hareketler görülmüştür. Aynı dönemde OPEC+ içindeki 7 ülkenin Haziran için üretimi 188 bin varil/gün artırma kararı ve BAE’nin 1 Mayıs itibarıyla OPEC/OPEC+’dan ayrılacağını açıklaması, piyasanın arz tarafındaki koordinasyon algısını yeniden şekillendirmiştir.

Bununla birlikte, piyasa “fiziksel akışlar normale dönmeden” ateşkes haberlerinin kalıcı fiyat düşüşü üretmekte yetersiz kaldığını fiyatlamaktadır. Ancak, arzın kalıcı kısıtlanması hâlinde küresel stok dinamiklerinin bozulabileceğine ilişkin beklentiler güçlenmiş; “uzatma olsa dahi stok erimesi” senaryoları gündeme taşınmıştır. Ayrıca artışın etkisi iki nedenle sınırlı görünmektedir: Hürmüz geçişleri aksamaya devam ederse üretilen petrolün sevkiyatı kırılgan kalacak; 188 bin varil/gün artış ise Hürmüz’den geçen 20+ milyon varil/gün ölçeğindeki akışın yanında çok küçük kalacaktır.

Bu çerçevede enerji maliyeti varsayımlarının “yüksek oynaklık bandı” ile güncellenmesinin daha gerçekçi olacağı; OPEC+ etkinliğinin de 2026’da giderek daha fazla jeopolitik erişim koşuluna bağlı hale geldiği tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

CBAM: Sertifika Fiyatı Açıklandı

Avrupa Komisyonu, 2026’nın ilk çeyreğine (Q1) ilişkin ilk resmî CBAM sertifika fiyatını 75,36 €/tCO2e olarak yayımladı; böylece mekanizma “raporlama” düzeyinden, maliyetin doğrudan fiyatlandığı bir faza geçmiş oldu.

Komisyon fiyatlamayı EU ETS açık artırma fiyatlarının ortalamasına dayandırıyor; 2026 boyunca fiyatlar çeyreklik ortalama olarak hesaplanacak, 2027’den itibaren haftalık ortalama fiyatlamaya geçilecek. 2026 için yayın takvimi de netleşmiş durumda: Q2 fiyatının 6 Temmuz 2026, Q3 fiyatının 5 Ekim 2026, Q4 fiyatının ise 4 Ocak 2027 haftasında açıklanması öngörülüyor. Ancak, sertifika fiyatının görünür olması tek başına yeterli değil; emisyon verisi sunamayan/ doğrulama yapamayan tedarikçiler için “varsayılan değer” uygulaması nedeniyle maliyetler daha sert oluşabileceğinden, ithalatçıların tedarik zincirinde veri yönetişimi–doğrulama–sözleşme kurgusu üçlüsünü hızlandırması beklenmektedir.

Nisan itibarıyla CBAM’ın Türkiye’den AB’ye ihracatta “uyum” başlığını operasyonel bir gereklilikten çıkarıp fiyatlama ve teklif disiplinini belirleyen bir parametreye dönüştürdüğü kanaatindeyiz.

 

Tarifeler ve İkincil Yaptırımlar

ABD Hazine Bakanı Bessent, Yüksek Mahkeme kararının ardından tarifelerin Temmuz itibarıyla önceki seviyelere dönebileceğini söyledi. Aynı dönemde Bessent, İran petrolü alan ülkelere ikincil yaptırım uygulanabileceğini vurguladı; Çin ise bu tehdidi “gayrimeşru” bularak reddetti.

Bununla birlikte, Trump yönetiminin AB’den ithal otomobil ve kamyonlara tarifeyi %25’e yükseltme kararı, transatlantik ticaret hattında gerilimi artırmaktadır.

Ancak, ABD’nin tarife politikasının dayanağına ilişkin hukuki tartışmalar ve farklı yasal dayanaklarla (örn. Trade Act) yeni tarife mimarisi arayışları, şirketler açısından belirsizliği “oran”dan çok rejimin öngörülebilirliği eksenine taşımaktadır.

Nisan itibarıyla şirketler için ana risk; tarife oranından ziyade ikincil yaptırım riski, banka/ödeme kanalı riski ve sözleşmelere tarife geçiş maddeleri ekleme ihtiyacıdır; bu eksende “uyum maliyeti”nin artacağı tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Enerjide saatlik mahsuplaşma: çatı GES yatırım modeli yeniden yazılıyor

Lisanssız üretimde 1 Mayıs 2026 itibarıyla mahsuplaşmanın aylıktan saatliğe geçeceği; üretim ve tüketimin saat bazında netleşeceği duyuruldu.

Bu değişiklik “satış” odaklı modeller yerine öz tüketim profili optimizasyonu odaklı kurguya geçişi teşvik etmektedir.  Ancak, sanayicinin tüketimi akşam yoğun ise (üretim gündüz), saatlik netleme satış gelirini azaltabilir; bu nedenle çatı GES yatırımlarında depolama/shift çözümleri daha belirleyici hale gelebilir.

Yatırım geri dönüş hesabının yeniden yapılması gerektiği; doğru kurgulanmayan projelerde nakit geri dönüşün uzayabileceği tarafımızca değerlendirilmektedir.

         



Sorumluluk Reddi Beyanı

Bu bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular, belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C, içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.