AYLIK BÜLTEN - 2026 MAYIS
EKONOMİ GÜNDEMİ
Türkiye Enflasyon Beklentileri
Ülke içindeki politik gelişmelerin
tetiklediği ekonomik stres ile Orta Doğu'daki gerginliğin sürmesi, enflasyon
üzerinde ciddi bir yukarı yönlü baskı oluşturmaktadır. Hem
iç hem dış kaynaklı bu dinamiklerin önümüzdeki birkaç ay daha etkisini koruması
muhtemeldir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) söylemi şahin
bir çizgide seyretse de, hayata geçirilen aksiyonlar görece orta sertlikte
kalmaktadır.
Bununla birlikte tersi bir senaryo da
masada tutulmalıdır: Orta Doğu'da olası bir ateşkes
veya petrol arzının normalleşmesi, dış kaynaklı maliyet baskısını hızla geri
çekebilir. Bu durumda dezenflasyon süreci beklenenden erken ivme kazanabilir
ve aşırı temkinli konumlanan firmalar büyüme fırsatlarını kaçırma riskiyle
karşılaşabilir.
Bu tabloda şirketlerin
ileriye dönük planlamalarını, yüksek enflasyonun bir süre daha kalıcı olacağı
varsayımıyla kurgulaması faydalı olacaktır. Bu süreçte finansal risk yönetimi
en kritik başlıkların başında gelmekte olup; alım-satım sözleşmelerinde
ortalama vadelerin kısaltılması ve vade farkı hesaplamalarına azami dikkat
gösterilmesi tavsiye edilmektedir.
TCMB'nin Kredi Daralması Hamlesi
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB),
sıkılaşma adımları kapsamında bireysel ve ticari kredi büyüme sınırlarını aşağı
çekmiştir. Dolaylı bir sıkılaşma niteliği taşıyan
bu hamle, finansman ihtiyacı bulunan firmaların kredi teminini daha da
zorlaştırabilecek bir potansiyel barındırmaktadır.
Bir seçim sürecine
girilmemesi senaryosunda, bu ve benzeri tedbirlerin birkaç ay daha devrede
kalacağını öngörüyoruz. Öte yandan kredi sınırlamalarının
firmalar arasında ayrıştırıcı bir etki yaratacağını da göz ardı etmemek
gerekir: Borçluluğu düşük, nakit yaratma kapasitesi güçlü şirketler bu ortamda
rakiplerine kıyasla görece avantaj elde edebilir. Dolayısıyla daralma, her
firma için tehdit olmaktan çok, bilanço kalitesi yüksek olanlar için bir konum
kazanma fırsatına dönüşebilir. Bu bağlamda
şirketlere tavsiyemiz, alacak risk yönetimi ve bütçe disiplini konularına
olağandan fazla özen göstermeleri yönündedir.
TCMB Rezervleri ve CDS Gelişmeleri
Alınan mutlak butlan kararı ve sürecin
devamında iç politikada oluşan tansiyon nedeniyle, Türkiye'nin CDS (Credit
Default Swap — Kredi Temerrüt Takası) priminde anlamlı bir yükseliş
yaşanmıştır. Devreye alınan tedbirler ise TCMB rezervlerinde önemli bir azalmayı
beraberinde getirmiştir.
Oluşan etkiler kısa vadede kompanse
edilmiş gibi görünse de; kanaatimiz, bu gelişmelerin kalıcı hasarlar bıraktığı
ve ekonomik kırılganlığın önemli ölçüde arttığı yönündedir. İhtiyatı elden
bırakmamakla birlikte, alternatif bir okumayı da kayda geçirmek gerekir: CDS
priminde ve rezervlerdeki hareketin önemli bir bölümü, kalıcı bir bozulmadan
ziyade tek seferlik politik tansiyona verilen tepki olabilir. Tansiyonun
yatışması ve dış finansman koşullarının normalleşmesi halinde göstergelerin
görece hızlı toparlanması da mümkündür. Bu nedenle kırılganlık değerlendirmesini,
önümüzdeki dönemde gelecek rezerv ve CDS verileriyle sürekli güncel tutmakta
fayda görüyoruz. Bu çerçevede önümüzdeki dönemde
şirketlerin gündemindeki en kritik başlık, başta kur riski ve finansal riskler
olmak üzere bütünsel risk yönetimi olmalıdır. Şirketlerin imkânları ölçüsünde
olumsuz senaryolara karşı karşılık (işletme sermayesi) ayırması ve tedbir
planlarını önceden hazırlaması önem arz etmektedir.
NATO Zirvesi ve Ekonomik Etkileri
Temmuz ayında Türkiye'de gerçekleşmesi
beklenen NATO (North Atlantic Treaty Organization — Kuzey Atlantik Antlaşması
Örgütü) zirvesi, Türkiye'nin uluslararası ilişkileri açısından önemli sonuçlar
doğurabilir. Mevcut durumdaki iç ve dış politika dinamikleri birlikte
değerlendirildiğinde, bu zirvenin ekonomi üzerindeki etki gücünün oldukça
yüksek olacağı kanaatindeyiz.
Bu etkinin tek yönlü olmadığını da
belirtmek gerekir: Zirvenin Türkiye'nin uluslararası konumunu güçlendiren,
yatırımcı algısını olumlu etkileyen bir seyir izlemesi halinde, risk
primlerinde gevşeme ve sermaye girişi yönünde olumlu bir kanal da açılabilir. Dolayısıyla zirveyi yalnızca bir risk unsuru olarak
değil, iki yönlü sonuç üretebilecek bir kavşak olarak okumak daha isabetli
olacaktır. Zirvenin kendisi ve sonrasında atılacak adımların, piyasa okuması
açısından kritik önemde olduğunu düşünüyoruz. Tavsiyemiz, sürecin yakından
takip edilmesi yönündedir.
Türkiye Ekonomisindeki Politik Sıkışma
Gelinen noktada, uzun süredir uygulanan
para politikası beklenen sonucu üretememiş; buna karşın hem iç hem dış
gelişmeler, gevşeme yönünde bir politika değişikliğine imkân tanımamaktadır. Kanaatimiz, mevcut durumun en fazla 6-9 ay aralığında
sürdürülebilir olduğu ve en geç bu süre sonunda ani bir kırılmayı
tetikleyebileceği yönündedir.
Masadaki en güçlü senaryoların, ağır bir
durgunluk ya da parasal genişlemeye bağlı yeni bir yüksek enflasyon dalgası
olduğunu değerlendiriyoruz. Yine de daha ılımlı bir üçüncü yolun ihtimal dışı
olmadığını eklemek isteriz: Dış koşulların elvermesi ve enflasyonda kalıcı bir
düşüş sinyali alınması halinde, kademeli ve kontrollü bir normalleşme senaryosu
da gerçekleşebilir. Bu senaryo görece düşük olasılıklı görünse de, tümüyle
kötümser bir konumlanmanın da kendi maliyeti olacağını hatırlatmak gerekir. Bu bağlamda şirketlere tavsiyemiz; bilanço kalitesini
önceleyecek şekilde operasyonlarını yürütmeleri ve her iki senaryoda da
avantajlı konum elde edebilecekleri bir hazırlık planı oluşturmalarıdır.
ABD – İran Savaşı ve Global Ekonomi
Son birkaç aydır dünya ekonomilerinin
odağında savaş yer almaktadır. Süreç boyunca tarafların sergilediği kararsızlık
ve piyasadaki enformasyon kirliliği, her türlü öngörüyü güçleştirmektedir. Bu dönemde petrol fiyatlarının 90 doların altına
gerilememesi, kalıcı bir enflasyon dalgasını tetikleyebilecek bir potansiyel
oluşturmuştur.
Buna karşılık çözüm
tarafının da hızlı gelişebileceği unutulmamalıdır: Taraflar arasında bir uzlaşı
veya Hürmüz Boğazı üzerinden arzın normalleşmesi, petrol fiyatlarında sert bir
geri çekilmeyi ve buna bağlı olarak küresel enflasyon baskısının hızla hafiflemesini
beraberinde getirebilir. Bu nedenle senaryoyu tek yönlü bir
tırmanış olarak değil, her iki yöne de sert hareket potansiyeli taşıyan yüksek
oynaklıklı bir denge olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Dünya
genelinde merkez bankaları halen "bekle-gör" politikasını
sürdürmektedir; ancak gerilimin bir süre daha devam etmesi halinde merkez
bankalarından somut hamlelerin gelmesi muhtemeldir. Oluşacak etkinin niteliğine
göre merkez bankaları, sübvansiyon odaklı politikalara da yönelebilir, sıkılaştırıcı
tedbirler de devreye alabilir. Tavsiyemiz; başta
savaş süreci ile FED (Federal Reserve — ABD Merkez Bankası) ve ECB (European
Central Bank — Avrupa Merkez Bankası) başta olmak üzere merkez bankalarının
atacağı adımların yakından takip edilmesidir.
EKOPOLİTİK GÜNDEM
ABD–İran Hattı
6 Mayıs’ta Trump, Hürmüz’de ticari
gemilere refakat etmeyi amaçlayan “Project/Freedom Project” girişimini anlaşma
yönünde ilerleme gerekçesiyle askıya aldığını duyurmuş, ancak ablukanın
sürdüğünü vurgulamıştır. JD Vance, görüşmelerde “çok ilerleme” olduğunu
söylerken Washington’un temel kırmızı çizgisini “İran’ın asla nükleer silaha
sahip olmaması” olarak tarif etmiştir.
Bununla birlikte, İran’a atfedilen “5
şart” iddiası (tazminat yok, zenginleştirilmiş uranyumun devri, tesislerin
durdurulması, dondurulmuş varlıkların açılmaması, savaşın tüm cephelerde
durması) müzakerenin maksimalist talepler ekseninde sertleştiğine işaret
etmektedir; bu çerçeve İran iç kamuoyunda anlaşmanın “egemenlik/ekonomi”
maliyeti üzerinden tartışılmasına yol açmaktadır.
Ancak, Hürmüz dosyasında İran tarafının
“iş birliği yapanlara açık” bir geçiş mekanizması ve “uzmanlaşmış hizmetler”
için ücret tahsili yaklaşımını öne çıkarması, Washington’un “geçiş serbest ve
ücretsiz olmalı” çizgisiyle çatışmaktadır; bu durum
ateşkes/normalleşme paketlerinin uygulama kırılganlığını büyütmektedir.
Mayıs kapanışında tablo, müzakerelerin sürmesine rağmen “Hürmüz erişimi + nükleer
güvence” ikilisinin aynı pakette çözülmemesi hâlinde normalleşmenin şartlı ve
gecikmeli kalabileceğini göstermektedir.
Haziran başına sarkan güncelleme:
Dondurulmuş varlıklar ve uranyum stokunun akıbeti, anlaşmanın kilit maddeleri
olarak öne çıkmıştır; bazı taslaklarda 60 gün içinde 12 milyar $’a erişim gibi
formüller tartışılmıştır.
ABD–Çin: Seul Ön Görüşmeleri, Pekin
Zirvesi ve “Seçici Tarife İndirimi” Mekanizması
Mayıs ortasında Trump–Şi zirvesi öncesinde
ABD Hazine Bakanı Bessent ile Çin Başbakan Yardımcısı He Lifeng’in Güney
Kore’de temas yürütmesi, zirvenin “dosya hazırlama/alan temizliği” amaçlı
kurgulandığını göstermiştir.
Bununla birlikte, zirve sonrasında iki
ülkenin Board of Trade benzeri bir mekanizma üzerinden “hassas olmayan
mallarda” tarife indirimini çalışmaya açtığı ve Çin’in 2026–2028 döneminde
yılda en az 17 milyar $ ABD gıda ürünü alımını taahhüt ettiği açıklanmıştır.
Ancak, “seçici
indirim” yaklaşımı, yapısal ayrışmayı bitirmekten ziyade tansiyonu yönetmek
için kurgulanmış görünmektedir; teknoloji kısıtları, kritik madenler ve
jeopolitik dosyalar (İran dahil) bu mekanizmanın üst sınırını belirleyecektir.
Bu nedenle Mayıs zirvesinin, “müzakere kanalı açık; yapısal ayrışma kontrollü biçimde
sürüyor” çerçevesinde okunmasının daha doğru olduğu kanaatindeyiz.
AB: Tek Pazar Modernizasyonu ve Stratejik
Bağımsızlık Vurgusu
Komisyon Başkanı von der Leyen, Tek
Pazar’ın “mevcut hâliyle korunmasının artık yeterli olmadığını”, düzenleme
bariyerlerinin azaltılması ve stratejik alanlarda AB’nin daha bağımsız bir
yapıya kavuşması gerektiğini vurgulamıştır.
Bununla birlikte, Komisyonun EU Inc. (tek
şirket kuralları/“28. rejim”) gibi girişimleri, ölçek büyütme ve yatırım çekme
sorununu “tek pazarın tamamlanması” hedefiyle bağlamaktadır.
Ancak, AB içinde “Buy European / Made in
Europe” yaklaşımının güçlenmesi, Tek Pazar reformunun aynı zamanda ekonomik
güvenlik ve kamu alımı kriterleriyle birlikte ilerleyeceğini göstermektedir.
Mayıs itibarıyla AB’nin
rekabetçilik ajandasının “entegrasyon + ekonomik güvenlik” ekseninde
sertleştiği tarafımızca değerlendirilmektedir.
AB–ABD Ticaret Hattı
AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile Avrupa
Parlamentosu, AB–ABD Ortak Bildirisinin tarife unsurlarını uygulamak için iki
düzenleme üzerinde geçici uzlaşıya varmıştır; çerçeve AB’nin ABD menşeli sanayi
ürünlerindeki ithalat vergilerini kaldırması yönünde ilerlemektedir.
Bununla birlikte, AB’nin sanayi
ürünlerinde indirime giderken ABD tarafında AB ürünlerinin çoğu için %15 tarife
uygulanmasıyla dengelenmektedir.
Ancak, Parlamento’nun anlaşmanın askıya
alınmasına dönük güvenlik maddeleri ekleme eğilimi ve ABD’nin “uyum sağlanmazsa
daha sert tarife” tehdidi, transatlantik hattın
hâlâ kırılgan olduğunu göstermektedir.
Mayıs kapanışında, AB–ABD
ticaret ilişkisinin “kurumsallaştırma var ama siyasi risk yüksek” bandında
ilerlediği kanaatindeyiz.
Rusya–Çin: Putin’in Pekin Ziyareti
Putin’in, Trump’ın Çin ziyaretinden günler
sonra Pekin’e gitmesi, küresel güç dengesinde “ABD–Çin” hattına paralel bir
Moskova–Pekin koordinasyonu görüntüsü üretmiştir.
Bununla birlikte, görüşmelerde
savunma/stratejik istikrar (örn. “Golden Dome” eleştirisi) ve teknoloji
başlıklarının öne çıktığı görülmektedir.
Ancak, büyük ölçekli enerji anlaşmaları
gibi alanlarda “beklentiyi karşılayan” somut çıktıların sınırlı kalabildiği
görülmektedir. Bu başlığın, güç bloklarının
“senkron diplomasi” dönemine girdiğine işaret ettiği kanaatindeyiz.
Türkiye: Finansman, Vergi ve Uyum
Başlıkları
• Kamu
alacaklarında tecil/taksitlendirme süresinin 72 aya çıkarılması ve teminatsız
tecil limitinin 1 milyon TL’ye yükseltilmesi, Mayıs sonunda gündemde olan
başlıklardan biri olarak Haziran başında yasal düzenleme ile netleşmiştir.
Düzenleme her ne kadar birçok işletme için faydalı olsa da işletmelerin
yalnızca vergi borçları değil, tüm kamu borçlarını kapsayan, ödeme gücünü
dikkate alan ve nakit akışlarını destekleyen adımlara talepleri devam
etmektedir.
• Tarım
ve gıda yatırımlarına yönelik; tesis inşaatı ile makine-ekipman yatırımlarını
kapsayan, proje tutarının %80’ine kadar ve 24 ay geri ödemesiz / 7 yıla kadar
vadeli finansman desteği duyurulmuştur (TKDK uygulaması).
• Çalışanların
mesai takibinde biyometrik verilerin (parmak izi, yüz tanıma vb.)
kullanılmasına ilişkin KVKK ilke kararı, “açık rıza olsa bile”
ölçülülük/alternatif yöntemler nedeniyle uygulamaları sınırlamıştır.
• TOBB
Nefes Kredisi’nin 8 Haziran itibarıyla yeniden devreye alınacağı; toplam hedef
hacmin 100 milyar TL, ilk etap kullandırımın 25 milyar TL, firma başı limitin 3
milyon TL ve vadenin 48 ay (6 ay ödemesiz) olduğu açıklanmıştır.
ABD Gümrük Vergisi Düzenlemesi
ABD yönetimi; biçerdöver/hasat makineleri
gibi tarım ekipmanları ile buldozer/forklift gibi mobil endüstriyel
ekipmanlarda tarife oranını %25’ten %15’e indiren düzenlemeyi duyurmuştur.
Düzenlemelerin 8 Haziran 2026 itibarıyla yürürlüğe girecek ve 31 Aralık 2027
sonuna kadar sürecektir.
Bu adım ABD’nin metal tarifeleri
çerçevesinde özellikle tarım ve inşaat/mobil ekipman maliyetlerini düşürmeye
dönük “hedefli yumuşama” hamlesi olarak okunmaktadır.
Ancak, düzenlemenin “metal içeriği/menşe”
kriterleriyle birlikte çalışması, bazı ürünlerde fiilî yükün ürün
kompozisyonuna göre değişmesine neden olabilir.
Bu gelişmenin, transatlantik
ticarette tarife rejiminin hâlen “seçici kalibrasyon” mantığıyla yönetildiğini
gösterdiği değerlendirilmektedir.
Torba Yasa: Üretici Vergi İndirimi
Torba yasa sürecinde gündeme gelen “imalatçı-ihracatçı için %9 / diğer ihracatçı için %14”
gibi düşük oranlı kurumlar vergisi tasarımı nihai metinde yer almamış;
bunun yerine sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen
üretim yapan kurumların münhasıran üretim kazançları ile zirai üretim
kazançları için kurumlar vergisi oranı %12,5 olarak düzenlenmiştir. Bu oran
2027 ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara uygulanacaktır.
Bununla birlikte, bu değişim vergi teşvik
odağının “ihracat kazancı”ndan ziyade üretim faaliyeti ve üretim tabanı
üzerinden kurgulandığına işaret etmektedir.
Ancak, uygulamada “münhasıran
üretim kazancı” ayrımı, şirketlerin gelir kırılımı ve transfer
fiyatlaması/segment raporlama disiplinini daha kritik hâle getirebilir.
Bu başlığın 2026’da kararları hemen
değiştirmekten çok, 2027’ye dönük yatırım ve
organizasyon planlarında “vergi mimarisi”ni yeniden şekillendireceği tarafımızca
değerlendirilmektedir.
CHP “Mutlak Butlan” Kararı
CHP’nin 38. Olağan Kurultayıyla ilgili
“mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) kararının verilmesinin ardından CHP’nin
kararı Yargıtay’a taşıdığı (temyiz) ve kararın bozulmasını talep ettiği kamuya
yansımıştır.
Bununla birlikte, CHP’nin aynı
karar/tedbir setine karşı YSK’ya itiraz hattını da denediği; YSK’nın ise “üst
mahkeme gibi davranamayacağı” ve mahkeme kararlarının uygulanmasının görev
alanında olmadığı gerekçesiyle itirazı reddettiği görülmektedir.
Ancak, temyiz sürecinin sonucuna kadar
hukuki belirsizlik ve siyasi tartışma yoğunluğu devam edeceğinden, piyasa
etkisi doğrudan değil; daha çok gündem yoğunluğu ve belirsizlik algısı
kanalıyla dolaylı olacaktır.
Bu gelişmelerin kısa
vadede “iç siyasi ajanda” üzerinden risk algısını besleyebileceği; esas
belirleyicinin ise temyiz incelemesi ve tedbirlerin akıbeti olacağı tarafımızca
değerlendirilmektedir.
Sorumluluk
Reddi Beyanı
Bu
bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı
taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar
alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular,
belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı
veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar
ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi
bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C,
içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.