Loading
Quartz A&C
Quartz A&C
  • 07.04.2026 16:14
  • Bültenler

AYLIK BÜLTEN - 2026 MART

EKONOMİ GÜNDEMİ

Türkiye Mart Ayı Enflasyonu

Mart ayında açıklanan %1,96’lık enflasyon verisi, %2,32 seviyesindeki piyasa beklentisinin altında gerçekleşmiştir. İlk bakışta olumlu değerlendirilebilecek bu veri, mevcut konjonktürde farklı bir okuma gerektirmektedir.

Özellikle küresel ölçekte artan jeopolitik riskler ve petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü hareket dikkate alındığında, enflasyonun beklenti altı gelmesi piyasa nezdinde güven artırıcı değil, aksine ölçüm kalitesi ve politika yönü hakkında soru işaretleri doğuran bir gelişme olarak okunmaktadır.

Bu veri, ekonomi yönetiminin ilerleyen dönemde daha genişlemeci bir para politikası alanı yaratma isteği içerisinde olabileceğine dair bir alt metin barındırmaktadır. Bu bağlamda, mevcut görünüm savaş sonrası dönemde faiz indirim sürecinin devam edebileceği yönünde bir beklenti oluşturmaktadır.

 

Enflasyon ve Ücret Piyasasını Bekleyen Gelişmeler

Yılın ilk üç aylık enflasyon verileri birlikte değerlendirildiğinde, kümülatif artışın %10 seviyelerine yaklaşması, yıl sonu hedeflerinin yakalanmasının zorlaşmakta olduğuna işaret etmektedir.

Bu eğilimin, hız keserek de olsa devam etmesi halinde, özellikle sabit gelirli kesimde reel gelir erozyonunun kritik seviyelere ulaşması kaçınılmaz görünmektedir. Bu durumun doğal sonucu olarak:

·       Yıl ortasında asgari ücret düzeltmesi gündeme gelebilir,

·       İşgücü tarafında ücret odaklı mobilite ve iş değiştirme eğilimi artabilir.

Bu çerçevede şirketler açısından iki temel risk öne çıkmaktadır:

1.    Artan personel maliyetleri,

2.    Kıdem ve yan hak yükümlülüklerinde büyüme.

Şirketlere önerimiz, bu süreci yalnızca ücret artışı perspektifinden değil, verimlilik eksenli bir dönüşüm alanı olarak ele almalarıdır. Özellikle:

·       Devlet teşviklerinin etkin kullanımı,

·       Süreç iyileştirme ve otomasyon yatırımları,

·       Çalışan başına katma değeri artıracak organizasyonel düzenlemeler kritik hale gelmektedir.

 

Kur Senaryoları

Küresel ölçekte etkisi hissedilen ABD – İran gerilimi, kur tarafında baskı oluşturmaya devam etmektedir. Bu süreçte:

·       Dolar endeksindeki güçlenme,

·       Türkiye’nin kur üzerindeki kontrol maliyetinin artması,

·       Yaklaşık 14 milyar dolar seviyesinde rezerv erimesi

kur dinamiklerini daha kırılgan hale getirmektedir. Kısa vadede iki temel senaryo öne çıkmaktadır:

1.      Savaşın devamı senaryosu:

Jeopolitik risklerin yüksek kalması durumunda, kurda kısa süreli ancak sert yukarı yönlü hareketler görülme olasılığı artmaktadır.

2. Savaş sonrası senaryo:

Jeopolitik risklerin azalması ile birlikte yeniden başlayabilecek faiz indirim süreci, bu kez farklı bir kanaldan kur üzerinde baskı yaratacaktır.

Her iki senaryoda da ortak nokta, kur riskinin ortadan kalkmadığı, yalnızca şekil değiştirdiği bir ortamın oluşmasıdır.

Bu nedenle şirketlere önerimiz:

·       Döviz açık pozisyonlarının minimize edilmesi,

·       Finansal borç yapısının kur riskine duyarlılık açısından yeniden değerlendirilmesi,

·       Hedge mekanizmalarının aktif kullanımı yönündedir.

 

ABD – İran Savaşı

ABD ile İran arasında devam eden gerilim, giderek daha sert bir görünüm kazanmaktadır. Tarafların söylem ve aksiyonları arasındaki tutarsızlık, sürecin öngörülebilirliğini ciddi ölçüde azaltmaktadır.

Mevcut durumda savaşın:

·       Devam etmesi tüm taraflar açısından ekonomik maliyet üretmekte,

·       Ancak sona ermesine yönelik güçlü ve somut bir veri henüz oluşmamaktadır.

Bu nedenle mevcut tablo, yön tahmininden ziyade risk yönetimi odaklı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Şirketlere önerimiz, bu süreçte:

·       Pozisyonlarını koruyucu,

·       Nakit akışlarını güvence altına alan,

·       Hedge odaklı finansal stratejiler geliştirmeleri yönündedir.

 

Global Resesyon Endişeleri

Artan petrol fiyatları ve jeopolitik belirsizlikler, küresel ekonomi yönetimlerini zorlayan temel faktörler olarak öne çıkmaktadır. Özellikle:

·       Girdi maliyetlerindeki artış,

·       Öngörü yapma kapasitesindeki zayıflama

ekonomi politikalarının daha temkinli ve risk odaklı şekillenmesine neden olmaktadır.

Bu süreçte oluşabilecek yeni enflasyon dalgasının arz kaynaklı olması beklenmekle birlikte, ekonomi yönetimlerinin buna karşılık olarak faiz artırımı gibi talep daraltıcı araçlara yönelmesi olasılığı bulunmaktadır.

Bu durum, küresel ölçekte düşük şiddetli ancak yaygın bir resesyon riskini gündeme getirmektedir.

Mevcut konjonktürde şirketler açısından en kritik aksiyon:

Nakit yönetimini güçlendirmek ve yedek akçe oluşturmak olmalıdır.

Likidite gücü yüksek olan şirketler, bu tür dönemlerde yalnızca riskten korunmakla kalmaz, aynı zamanda fırsat yaratma kapasitesine de sahip olur.

 

EKOPOLİTİK GÜNDEM

ABD – İran Savaşı

ABD Temsilciler Meclisi’nde, İran’a yönelik saldırıların Kongre onayına tabi olmasını öngören “savaş yetkileri” girişimi reddedildi; bu tablo yürütmenin operasyon alanını geniş tutarken, Kongre’nin denetim kapasitesinin sınırlı kaldığını göstermiştir. İran tarafında ise Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin “ateşkes istemiyoruz, savaşın sona ermesini istiyoruz” çizgisi öne çıkmış; geçici ateşkesin, tekrar eden çatışma döngüsünü beslediği argümanı güçlenmiştir.

Bölgesel risk priminin yüksek seyri; enerji, sigorta, navlun ve tedarik süreleri üzerinden Türkiye’nin ithalat maliyetlerini ve dış ticaret lojistiğini baskılamaktadır. Türkiye cephesinde önceliğin çatışmanın yayılmasını önlemek olduğunu ve diplomatik baskı kanallarının işletildiği görülmektedir.

İran’ın “savaşın sona ermesi” için dile getirdiği çerçeve; kalıcı bitiş, tekrar etmeme garantileri ve tazmin gibi koşullara yaslanmaktadır. Bu koşullar, klasik “ateşkes - müzakere” hattını zorlaştırırken; sürecin mesajlaşma/ara buluculuk formatına sıkışmış olduğu ve güvenlik garantileri netleşmeden normalleşmenin gecikeceği tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Enerji / Petrol

Mart içinde Orta Doğu’daki çatışmanın tedarik zincirlerine yansımasıyla, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi ülkeler piyasa bozulmalarını sınırlamak amacıyla 400 milyon varillik acil petrol stoku arzı üzerinde anlaştı.

Bununla birlikte, bu büyüklükte bir kolektif aksiyonun, krizin “geçici tampon” ihtiyacını gösterdiği; fiyat ve arz dengesinin artık sadece piyasa dinamikleriyle değil jeopolitik erişim üzerinden belirlendiği görülmektedir. Kuveyt örneğinde görüldüğü gibi üretimde yapılan kısıtlamalardan tam kapasiteye geçişin savaş sona erse bile aylar süreceği gerçeği erişim sorunlarını daha görünür kılmaktadır. Fiziksel akışlar normalleşmeden stok salımının kalıcı çözüm üretmesi güçtür; kriz uzadıkça “stok-sürdürülebilir arz” geçişinde yeni kırılganlıklar ortaya çıkabilmektedir.

Enerji tarafında risk; sadece ham petrol fiyatı değil, navlun–sigorta–rota bileşenleriyle birlikte toplam maliyete yansımaktadır. Irak petrolünün Türkiye üzerinden akışının yeniden gündeme gelmesi, bir yandan bölgesel enerji lojistiğinde Türkiye’nin rolünü güçlendirebilir; diğer yandan çatışma sürerken bu akışın “hacim ve süreklilik” açısından kırılgan olabileceği görülmektedir. Petrokimya tarafında ise Hürmüz’e bağlı polimer ve ara girdi akışındaki bozulma, polietilen/polipropilen gibi ürünlerde küresel fiyat baskısını artırmış; bu kanalın ambalaj, otomotiv yan sanayi, inşaat ve kablo gibi sektörlere maliyet geçişi yapması kanaatindeyiz.

 

AB “Made in EU” Taslağı

Avrupa Komisyonu’nun Industrial Accelerator Act taslağı, “Made in EU / düşük karbon” kriterlerini kamu alımları ve kamu desteklerinde stratejik sektörlere uygulamayı hedeflemekte; Gümrük Birliği ortağı ülkelerin (Türkiye gibi) belirli koşullarla kapsama girebilmesi tartışılmaktadır.

Bu çerçeve rekabet avantajı üretebilir; ancak aynı anda düşük karbon ve izlenebilirlik beklentileri, özellikle enerji-yoğun sektörlerde sürdürülebilirlik performansını belirleyici hale getirmektedir.

Bu taslak bir otomatik serbest pazarlama anlamına gelmemekle birlikte, fırsat penceresinin ana belirleyicisi, düşük karbon üretim kapasitesi ve tedarik zinciri şeffaflığı olacaktır.

 

Vergi Denetim Kurulu: Stok Gözetim Programı

VDK’nın “Stok Gözetim Programı” kapsamında bazı mükelleflere stok/kar-zarar ilişkisi ve fiili envanter verilerini içeren bilgi isteme yazıları gönderdiği; ayrıca “talep edilen veriler” için resmi şablon yayımladığı görülmektedir.

Program, stok–maliyet–kârlılık tutarlılığı üzerinden riskli alanları görünür kılarken, fiili envanter kayıtları ve ERP/Depo süreçlerinin doğruluğunu daha kritik hale getirmektedir.

Operasyonel risk, veri bütünlüğü ve stok hareketlerinin açıklanabilirliği üzerinden büyümektedir; dolayısıyla şirketlerin yıl içinde iç kontrol ve raporlama disiplinini güçlendirmesinin yerinde olacağı kanaatindeyiz.

 

           

Sorumluluk Reddi Beyanı

Bu bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular, belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C, içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.