AYLIK BÜLTEN - 2026 MART
EKONOMİ GÜNDEMİ
Türkiye Mart Ayı Enflasyonu
Mart ayında açıklanan %1,96’lık enflasyon
verisi, %2,32 seviyesindeki piyasa beklentisinin altında gerçekleşmiştir. İlk
bakışta olumlu değerlendirilebilecek bu veri, mevcut konjonktürde farklı bir
okuma gerektirmektedir.
Özellikle küresel ölçekte artan jeopolitik
riskler ve petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü hareket dikkate alındığında,
enflasyonun beklenti altı gelmesi piyasa nezdinde güven artırıcı değil, aksine ölçüm kalitesi ve politika yönü hakkında soru işaretleri
doğuran bir gelişme olarak okunmaktadır.
Bu veri, ekonomi yönetiminin ilerleyen
dönemde daha genişlemeci bir para politikası alanı
yaratma isteği içerisinde olabileceğine dair bir alt metin
barındırmaktadır. Bu bağlamda, mevcut görünüm savaş sonrası dönemde faiz indirim sürecinin devam edebileceği yönünde
bir beklenti oluşturmaktadır.
Enflasyon ve Ücret Piyasasını Bekleyen
Gelişmeler
Yılın ilk üç aylık enflasyon verileri
birlikte değerlendirildiğinde, kümülatif artışın %10 seviyelerine yaklaşması,
yıl sonu hedeflerinin yakalanmasının zorlaşmakta olduğuna işaret etmektedir.
Bu eğilimin, hız keserek de olsa devam
etmesi halinde, özellikle sabit gelirli kesimde reel
gelir erozyonunun kritik seviyelere ulaşması kaçınılmaz görünmektedir.
Bu durumun doğal sonucu olarak:
·
Yıl ortasında asgari
ücret düzeltmesi gündeme gelebilir,
·
İşgücü tarafında ücret
odaklı mobilite ve iş değiştirme eğilimi artabilir.
Bu çerçevede şirketler açısından iki temel
risk öne çıkmaktadır:
1.
Artan personel maliyetleri,
2.
Kıdem ve yan hak
yükümlülüklerinde büyüme.
Şirketlere önerimiz, bu süreci yalnızca
ücret artışı perspektifinden değil, verimlilik
eksenli bir dönüşüm alanı olarak ele almalarıdır. Özellikle:
·
Devlet teşviklerinin etkin kullanımı,
·
Süreç iyileştirme ve otomasyon
yatırımları,
·
Çalışan başına katma değeri artıracak
organizasyonel düzenlemeler kritik hale gelmektedir.
Kur Senaryoları
Küresel ölçekte etkisi hissedilen ABD –
İran gerilimi, kur tarafında baskı oluşturmaya devam etmektedir. Bu süreçte:
·
Dolar endeksindeki güçlenme,
·
Türkiye’nin kur üzerindeki
kontrol maliyetinin artması,
·
Yaklaşık 14 milyar dolar
seviyesinde rezerv erimesi
kur
dinamiklerini daha kırılgan hale getirmektedir. Kısa vadede iki temel senaryo
öne çıkmaktadır:
1.
Savaşın devamı senaryosu:
Jeopolitik risklerin yüksek kalması
durumunda, kurda kısa süreli ancak sert yukarı
yönlü hareketler görülme olasılığı artmaktadır.
2.
Savaş sonrası senaryo:
Jeopolitik
risklerin azalması ile birlikte yeniden başlayabilecek faiz
indirim süreci, bu kez farklı bir kanaldan kur üzerinde baskı
yaratacaktır.
Her iki senaryoda da ortak nokta, kur
riskinin ortadan kalkmadığı, yalnızca şekil
değiştirdiği bir ortamın oluşmasıdır.
Bu nedenle şirketlere önerimiz:
·
Döviz açık pozisyonlarının minimize
edilmesi,
·
Finansal borç yapısının kur riskine
duyarlılık açısından yeniden değerlendirilmesi,
·
Hedge mekanizmalarının aktif kullanımı
yönündedir.
ABD – İran Savaşı
ABD ile İran arasında devam eden gerilim,
giderek daha sert bir görünüm kazanmaktadır. Tarafların söylem ve aksiyonları
arasındaki tutarsızlık, sürecin öngörülebilirliğini ciddi ölçüde azaltmaktadır.
Mevcut durumda savaşın:
·
Devam etmesi tüm taraflar açısından
ekonomik maliyet üretmekte,
·
Ancak sona ermesine yönelik güçlü ve somut
bir veri henüz oluşmamaktadır.
Bu nedenle mevcut tablo, yön tahmininden
ziyade risk yönetimi odaklı bir yaklaşımı zorunlu
kılmaktadır.
Şirketlere önerimiz, bu süreçte:
·
Pozisyonlarını koruyucu,
·
Nakit akışlarını güvence altına alan,
·
Hedge odaklı finansal stratejiler
geliştirmeleri yönündedir.
Global Resesyon Endişeleri
Artan petrol fiyatları ve jeopolitik
belirsizlikler, küresel ekonomi yönetimlerini zorlayan temel faktörler olarak
öne çıkmaktadır. Özellikle:
·
Girdi maliyetlerindeki artış,
·
Öngörü yapma kapasitesindeki zayıflama
ekonomi
politikalarının daha temkinli ve risk odaklı şekillenmesine neden olmaktadır.
Bu süreçte oluşabilecek yeni enflasyon
dalgasının arz kaynaklı olması beklenmekle
birlikte, ekonomi yönetimlerinin buna karşılık olarak faiz
artırımı gibi talep daraltıcı araçlara yönelmesi olasılığı
bulunmaktadır.
Bu durum, küresel ölçekte düşük şiddetli ancak yaygın bir resesyon riskini gündeme
getirmektedir.
Mevcut konjonktürde şirketler açısından en
kritik aksiyon:
Nakit yönetimini
güçlendirmek ve yedek akçe oluşturmak olmalıdır.
Likidite gücü yüksek olan şirketler, bu
tür dönemlerde yalnızca riskten korunmakla kalmaz, aynı zamanda fırsat yaratma kapasitesine de sahip olur.
EKOPOLİTİK GÜNDEM
ABD – İran Savaşı
ABD Temsilciler Meclisi’nde, İran’a
yönelik saldırıların Kongre onayına tabi olmasını
öngören “savaş yetkileri” girişimi reddedildi; bu tablo yürütmenin
operasyon alanını geniş tutarken, Kongre’nin
denetim kapasitesinin sınırlı kaldığını göstermiştir. İran tarafında ise
Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin “ateşkes
istemiyoruz, savaşın sona ermesini istiyoruz” çizgisi öne çıkmış; geçici
ateşkesin, tekrar eden çatışma döngüsünü beslediği argümanı güçlenmiştir.
Bölgesel risk priminin yüksek seyri; enerji, sigorta, navlun ve tedarik süreleri üzerinden
Türkiye’nin ithalat maliyetlerini ve dış ticaret lojistiğini baskılamaktadır.
Türkiye cephesinde önceliğin çatışmanın yayılmasını önlemek olduğunu ve
diplomatik baskı kanallarının işletildiği görülmektedir.
İran’ın “savaşın sona ermesi” için dile
getirdiği çerçeve; kalıcı bitiş, tekrar etmeme
garantileri ve tazmin gibi koşullara yaslanmaktadır. Bu koşullar, klasik
“ateşkes - müzakere” hattını zorlaştırırken; sürecin mesajlaşma/ara buluculuk
formatına sıkışmış olduğu ve güvenlik garantileri netleşmeden normalleşmenin
gecikeceği tarafımızca değerlendirilmektedir.
Enerji / Petrol
Mart içinde Orta Doğu’daki çatışmanın
tedarik zincirlerine yansımasıyla, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) üyesi
ülkeler piyasa bozulmalarını sınırlamak amacıyla 400
milyon varillik acil petrol stoku arzı üzerinde anlaştı.
Bununla birlikte, bu büyüklükte bir
kolektif aksiyonun, krizin “geçici tampon” ihtiyacını
gösterdiği; fiyat ve arz dengesinin artık sadece
piyasa dinamikleriyle değil jeopolitik erişim üzerinden belirlendiği
görülmektedir. Kuveyt örneğinde görüldüğü gibi üretimde yapılan kısıtlamalardan
tam kapasiteye geçişin savaş sona erse bile aylar
süreceği gerçeği erişim sorunlarını daha görünür kılmaktadır. Fiziksel
akışlar normalleşmeden stok salımının kalıcı çözüm üretmesi güçtür; kriz
uzadıkça “stok-sürdürülebilir arz” geçişinde yeni kırılganlıklar ortaya
çıkabilmektedir.
Enerji tarafında risk; sadece ham petrol
fiyatı değil, navlun–sigorta–rota bileşenleriyle birlikte toplam maliyete
yansımaktadır. Irak petrolünün Türkiye üzerinden akışının yeniden gündeme
gelmesi, bir yandan bölgesel enerji lojistiğinde Türkiye’nin rolünü
güçlendirebilir; diğer yandan çatışma sürerken bu akışın “hacim ve süreklilik”
açısından kırılgan olabileceği görülmektedir. Petrokimya tarafında ise Hürmüz’e
bağlı polimer ve ara girdi akışındaki bozulma, polietilen/polipropilen
gibi ürünlerde küresel fiyat baskısını artırmış; bu kanalın ambalaj,
otomotiv yan sanayi, inşaat ve kablo gibi sektörlere maliyet geçişi yapması
kanaatindeyiz.
AB “Made in EU” Taslağı
Avrupa Komisyonu’nun Industrial
Accelerator Act taslağı, “Made in EU / düşük karbon” kriterlerini kamu alımları
ve kamu desteklerinde stratejik sektörlere uygulamayı hedeflemekte; Gümrük
Birliği ortağı ülkelerin (Türkiye gibi) belirli koşullarla kapsama girebilmesi
tartışılmaktadır.
Bu çerçeve rekabet avantajı üretebilir;
ancak aynı anda düşük karbon ve izlenebilirlik
beklentileri, özellikle enerji-yoğun sektörlerde sürdürülebilirlik performansını belirleyici hale getirmektedir.
Bu taslak bir otomatik serbest pazarlama
anlamına gelmemekle birlikte, fırsat penceresinin ana belirleyicisi, düşük karbon üretim kapasitesi ve tedarik zinciri
şeffaflığı olacaktır.
Vergi Denetim Kurulu: Stok Gözetim
Programı
VDK’nın “Stok Gözetim Programı” kapsamında
bazı mükelleflere stok/kar-zarar ilişkisi ve fiili envanter verilerini içeren
bilgi isteme yazıları gönderdiği; ayrıca “talep edilen veriler” için resmi
şablon yayımladığı görülmektedir.
Program, stok–maliyet–kârlılık
tutarlılığı üzerinden riskli alanları görünür kılarken, fiili envanter
kayıtları ve ERP/Depo süreçlerinin doğruluğunu daha kritik hale getirmektedir.
Operasyonel risk, veri bütünlüğü ve stok
hareketlerinin açıklanabilirliği üzerinden büyümektedir; dolayısıyla
şirketlerin yıl içinde iç kontrol ve raporlama
disiplinini güçlendirmesinin yerinde olacağı kanaatindeyiz.
Sorumluluk
Reddi Beyanı
Bu
bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı
taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar
alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular,
belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı
veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar
ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi
bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C,
içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.