Loading
Quartz A&C
Quartz A&C
  • 06.07.2026 14:39
  • Bültenler

AYLIK BÜLTEN - 2026 HAZİRAN

EKONOMİ GÜNDEMİ

Türkiye Haziran Enflasyon Oranı

Haziran ayında aylık enflasyon %0,99 olarak gerçekleşirken yıllık enflasyon %32 seviyesine geriledi. Enflasyondaki yavaşlamada petrol fiyatlarındaki gerileme de destekleyici unsurlardan biri oldu.

Bununla birlikte mevcut dezenflasyon programı ağırlıklı olarak iç talebin baskılanmasına dayanmaktadır. Vergi sonrası harcanabilir gelirdeki azalma tüketim harcamalarını sınırlandırırken, Haziran ayı imalat PMI verisindeki zayıf görünüm de talepteki yavaşlamayı teyit etmektedir. Enflasyondaki düşüşün mevcut aşamasında belirleyici unsur talep tarafındaki zayıflamadır.

Talep baskılamasına dayalı dezenflasyon politikalarının orta vadede sürdürülebilirliği sınırlıdır. İç talepteki zayıflamanın belirli bir seviyenin ötesine taşınması büyüme ve yatırım dinamikleri üzerinde ilave maliyetler oluşturacaktır. Bu nedenle mevcut politika setinin orta vadede majör revizyona ihtiyaç duyacağı kanaatindeyiz.

Enflasyondaki gerileme ise TCMB'nin faiz indirimi için hareket alanını genişletmektedir. Önümüzdeki dönemde açıklanacak verilerin mevcut eğilimi desteklemesi halinde faiz indirimi beklentilerinin güçlenmesi beklenmektedir. Ancak Brent Petrolün tekrar 80 dolar üzerinde kalıcılık göstermesi durumunda TCMB’nin faiz indirim sürecinin erteleneceği kanaatindeyiz.

 

TCMB Faiz Politikası

Yaklaşık üç yıldır uygulanan dezenflasyon programına rağmen enflasyonun hâlen %30 seviyesinin üzerinde seyretmesi, TCMB'nin para politikası açısından hareket alanını daraltmaya devam etmektedir. Enflasyondaki düşüş sürmekle birlikte fiyat istikrarı açısından hedeflenen seviyelere henüz ulaşılamamıştır.

Bununla birlikte son dönemde ekonomi yönetiminin genel eğilimi faiz artırımlarından kaçınırken, uygun koşullar oluştuğunda faiz indirimlerine yönelmek şeklinde ortaya çıkmaktadır. Enflasyondaki gerileme dönemlerinde politika faizi aşağı yönlü revize edilirken, jeopolitik gelişmeler veya iç siyasi gelişmeler kaynaklı enflasyonist baskılarda faiz artırımı yerine mevcut faiz seviyesinin korunması tercih edilmiştir.

Mevcut görünüm, TCMB'nin ihtiyatlı olmakla birlikte faiz indirimine yakın bir politika duruşu benimsediğine işaret etmektedir. Bu yaklaşımın arkasındaki temel neden ise enflasyondan ziyade ekonomik aktivitedeki yavaşlama ve finansal koşulların reel sektör üzerindeki baskısıdır.

Ancak enflasyon kalıcı olarak hedeflenen seviyelere gerilemeden başlayacak bir faiz indirim süreci, enflasyon beklentilerinin yeniden bozulmasına ve fiyatlama davranışlarının tekrar yukarı yönlü şekillenmesine neden olabilir.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken temel husus, mevcut ekonomik görünümün yalnızca para politikası araçlarıyla yönetilebilecek bir nitelik taşımamasıdır. Kalıcı fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme için maliye politikası, üretim politikaları ve yapısal reformları kapsayan daha bütüncül bir politika çerçevesine ihtiyaç duyulmaktadır. Mevcut yönetim anlayışının devam etmesi halinde yaşanan sorunların derinleşeceği kanaatindeyiz.

Para politikasına ilişkin belirsizliklerin devam ettiği mevcut konjonktürde, şirketlerin orta vadeli planlamalarında senaryo bazlı ihtiyatlılık temasını korumaları gerektiğini değerlendiriyoruz. Bu bağlamda öngördüğümüz iki majör senaryo mevcuttur.

Mevcut politika setinin korunması halinde ekonomideki daralmanın devam edeceğini öngörmekteyiz. Bu senaryoda şirketlere tavsiyemiz borçluluktan kaçınmaları ve nakit yönetimine odaklanmaları yönündedir.

Diğer güçlü ihtimal ise mevcut programın terk edilmesi ve genişlemeci para politikasının devreye alınması olacaktır. Bu senaryonun gerçekleşmesinin ilk işareti de TCMB’nin ardışık iki faiz indirimine gitmesi olacaktır. Bu senaryoda şirketlere tavsiyemiz finansman yönetimine ve kapasite artışına dönük stratejilere odaklanmaları yönündedir.

 

Türkiye'de Para Arzı

Mart ayından itibaren Türkiye'de para arzı yeniden artış eğilimine girmiştir. Bu görünüm, ekonomide likiditenin tekrar genişlemeye başladığını göstermektedir.

Para arzındaki artış, mevcut sıkı para politikasıyla birlikte değerlendirildiğinde dikkatle izlenmesi gereken bir gelişmedir. Sıkı para politikası talebi sınırlandırmayı hedeflerken, para arzındaki genişleme bu politikanın etkinliğini zaman içerisinde azaltabilecek unsurlardan biridir.

Para arzındaki artışın devam etmesi halinde mevcut dezenflasyon programının verimliliğinin kademeli olarak zayıflayacağını değerlendiriyoruz. Özellikle politika faizinde beklenenden hızlı bir normalleşme süreci veya para politikasında belirgin bir yön değişikliği yaşanması halinde, genişleyen likidite enflasyonist baskıları yeniden güçlendirebilir.

Bu nedenle şirketlerin para arzındaki gelişmeleri ve TCMB'nin faiz politikasını birlikte değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonist baskının yeniden güç kazanabileceği senaryoların da dikkate alınmasını öneriyoruz.

 

NATO Toplantısı ve Siyasi Spekülasyonlar

7-8 Temmuz tarihlerinde Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, yılın en önemli jeopolitik gelişmelerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Zirvenin sonuçlarına ilişkin çok sayıda spekülasyon bulunsa da, toplantının hem iç siyasi gündem hem de Türkiye'nin uluslararası ilişkileri açısından önemli etkiler doğurma potansiyeli bulunmaktadır.

İç siyasi görünüm açısından zirve sonrasında siyasi tansiyonun seyrine ilişkin farklı senaryolar gündemdedir. Özellikle iç siyasette yaşanabilecek olası sertleşmelerin ekonomik beklentiler, yatırımcı güveni ve finansal piyasalar üzerinde etkili olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Uluslararası ilişkiler açısından ise zirve sonrasında ortaya çıkacak diplomatik görünüm belirleyici olacaktır. Türkiye'nin NATO müttefikleriyle uyumunu güçlendiren bir tablo oluşması halinde savunma sanayii iş birlikleri, finansman imkânları ve uluslararası ekonomik ilişkiler açısından olumlu bir zeminin oluşması mümkündür. Buna karşılık, diplomatik uyumsuzluğun derinleşmesi halinde dış finansman koşulları ve uluslararası ekonomik ilişkiler üzerindeki risk algısı artabilecektir.

Toplantı sonrası NATO üye ülkelerinden gelen açıklamalar ve iç siyasetteki hareketlilik önemli sinyaller olacaktır. Sinyallerin olumlu olması ekonomik aktivitenin iyileşmesine katkı sağlayacak olmakla birlikte olumsuz sinyallerin ekonomik daralmanın tetikleyicisi olabileceği kanaatindeyiz. Özellikle olumsuz sinyallerin üretilmesi ekonomide ani bir kırılmayı tetikleyebilir.

Şirketlerin bu süreçte tek bir senaryoya odaklanmak yerine, zirve sonrasında oluşacak siyasi ve ekonomik görünümü yakından takip etmeleri ve stratejik planlamalarını hangi senaryonun devreye girdiğini dikkate alarak güncellemeleri önem taşımaktadır.

 

ABD Ekonomisinde Genel Görünüm

ABD ekonomisinde makroekonomik görünüm giderek daha karmaşık bir yapıya dönüşmektedir. Enflasyon son üç yılın en yüksek seviyesine yükselirken, iş gücü piyasasında zayıflama sinyalleri belirginleşmektedir. Haziran ayında açıklanan istihdam verisinde tarım dışı istihdam beklentilerin altında kalmış, önceki iki aya ilişkin veriler ise toplam 74 bin kişi aşağı yönlü revize edilmiştir.

Bunun yanında kamu borç stokundaki artış, para arzının yeniden genişleme eğilimine girmesi ve uluslararası ilişkilerde devam eden yüksek belirsizlik, ABD ekonomisinin yönetimini her geçen gün daha karmaşık hale getirmektedir. Söz konusu göstergeler tek başına değerlendirilmemeli; birlikte ele alındığında küresel ekonomi açısından yakından takip edilmesi gereken bir risk seti oluşturmaktadır. ABD M2 para arzı da son aylarda yeniden yükseliş eğilimi göstermektedir.

Kanaatimiz, FED'in mevcut koşullarda faiz artırımına yönelmeyeceği, ancak faiz indirimi konusunda da temkinli davranmaya devam edeceği yönündedir. Özellikle enflasyonda ardışık birkaç aylık belirgin iyileşme görülmesi halinde faiz indirimi olasılığı önemli ölçüde güçlenecektir.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken temel unsur para arzındaki gelişmelerdir. Para arzındaki genişleme eğiliminin devam ettiği bir ortamda gerçekleşecek olası faiz indirimleri, başta hisse senedi piyasaları ve emtialar olmak üzere riskli varlıklarda güçlü fiyat hareketlerini beraberinde getirebilir.

Şirketlerin ve yatırımcıların, ABD ekonomisindeki gelişmeleri yalnızca faiz kararları üzerinden değil; enflasyon, istihdam, para arzı ve jeopolitik riskleri birlikte değerlendirerek takip etmeleri gerektiğini düşünüyoruz.

 

AB Ekonomisinde Genel Görünüm

Avrupa ekonomisi, enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki etkileri nedeniyle uzun bir aradan sonra yeniden faiz artırdı. ABD ve İran arasındaki uzlaşma süreci ve enerji fiyatlarındaki ileriye dönük beklentilerin yumuşaması faiz artırımlarının devamının gelmesi ihtimalini düşürdü.

Bunun yanında Avrupa, Çin'in artan ekonomik rekabeti ve ABD'nin giderek sertleşen ticaret politikaları arasında rekabet gücünü korumaya çalışırken, verimlilik, demografik yapı ve sanayi dönüşümü gibi uzun süredir devam eden yapısal sorunlarla da mücadele etmektedir. Bu nedenle ekonomik ve siyasi karar alma süreçlerinin önümüzdeki dönemde daha sert ve daha hızlı politika değişimlerine açık hale gelebileceğini değerlendiriyoruz.

Mevcut görünüm kısa vadede sıkı para politikasını gerekli kılmakla birlikte, ekonomik aktivitedeki zayıflamanın derinleşmesi halinde Avrupa Merkez Bankası'nın yeniden genişlemeci para politikalarına yönelme olasılığının arttığı kanaatindeyiz. Özellikle büyüme görünümündeki bozulmanın derinleşmesi durumunda, para politikasında önceliğin yeniden ekonomik aktiviteye kayması olası görünmektedir.

Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin en önemli ticaret ortaklarından biri olması nedeniyle bölgedeki ekonomik görünüm Türk şirketleri açısından doğrudan önem taşımaktadır. Bu nedenle şirketlerin Avrupa pazarına ilişkin risklerini alternatif pazarlar ve tedarik kanallarıyla dengeleyecek bir yedekleme stratejisi oluşturmalarını öneriyoruz.

 

EKOPOLİTİK GÜNDEM

ABD–İran Hattı

Haziran ayında ABD–İran hattında, savaşın sonlandırılmasına ve Hürmüz Boğazı’ndaki geçişlerin yeniden düzenlenmesine yönelik mutabakat zaptı çerçevesi öne çıkmıştır. Taraflar, savaşın sona erdirilmesi, Hürmüz’ün yeniden açılması, nükleer program ve yaptırım/finansal etkiler gibi başlıklarda ön mutabakat zemini oluşturmuştur. İmzalandığı açıklanan ateşkes metnine rağmen Trump’ın saldırıların yeniden başlayabileceğine dair açıklamaları, sürecin güvenlik boyutundaki kırılganlığını göstermektedir.

Bununla birlikte, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in “mecbur kalınmadıkça ve açıkça tanımlanmış bir amaç olmadıkça ABD ordusunun yeniden İran’a gönderilmeyeceği” yönündeki açıklamaları, Washington’un bir yandan askerî tırmanmadan kaçınmak istediğini, diğer yandan İran’ın atacağı adımlara göre pozisyonunu açık tuttuğunu göstermektedir. Vance’in “görüşmeler iyi gidiyor fakat süreç erken aşamada” mesajı, ABD tarafının müzakere kanalını sürdürmekle birlikte hiçbir başlıkta kesin taahhüt vermediğine işaret etmektedir.

Diğer yandan, Doha’da İran ve ABD heyetleri arasında doğrudan görüşme yapılıp yapılmadığı konusunda farklı açıklamalar gelmiştir. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Doha’daki temasların ABD heyetiyle değil, Katar ve Pakistan ile üçlü formatta yürütüldüğünü; gündemin de Mutabakat Zaptı’nın uygulanması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması olduğunu belirtmiştir. İran Dışişleri Bakanlığı’nın, ABD’li yetkililerin Katar ziyaretinin İran heyetinin Doha ziyaretiyle bağlantılı olmadığı ve kısa vadede ABD ile görüşme planlanmadığı yönündeki açıklamaları, görüşmelerin doğrudan değil arabulucular üzerinden yürüdüğünü göstermektedir.

Haziran kapanışında ABD–İran hattının “mutabakat var, doğrudan temas sınırlı, uygulama kırılgan” çizgisinde ilerlediği; Hürmüz geçiş rejimi, nükleer program ve dondurulmuş varlıklar netleşmeden bölgesel risk priminin kalıcı biçimde düşmesinin zor olduğu değerlendirilmektedir.

 

Hürmüz Boğazı ve Enerji Piyasası

Haziran ayında Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği kademeli olarak canlanmış; Kuveyt ham petrol üretimini Mayıs’taki 580 bin varil/gün seviyesinden Haziran’da 1,65 milyon varil/gün seviyesine, ayın son 10 gününde ise 1,9 milyon varil/güne kadar yükseltmiştir. Bu artış, Hürmüz üzerinden petrol akışlarında bir toparlanma olduğunu göstermektedir.

Bununla birlikte, mutabakat çerçevesinde Hürmüz’den ticari gemiler için 60 gün süreyle ücretsiz geçiş sağlanacağı, bu sürenin ardından İran’ın geçiş ve denizcilik hizmetleri için ücret mekanizmasını gündeme getireceği belirtilmektedir. Bu nedenle mevcut normalleşme, kalıcı ve koşulsuz bir serbest geçiş rejiminden ziyade, süreli ve müzakereye açık bir geçiş düzeni niteliği taşımaktadır.

Ancak, İran’ın boğaz trafiğinin kendi koordinasyonunda yürütülmesi gerektiği yönündeki yaklaşımı ile ABD’nin hiçbir ülkenin bölgesel geçişleri kontrol etme veya kapatma yetkisi olmadığı yönündeki beyanları arasında açık bir gerilim bulunmaktadır. Geçişler 30–60 bandında, ortalama 40 gemi civarında dengelenmiş olsa da, hangi otoritenin geçişe onay vereceği ve hangi rotaların güvenli sayılacağı konusunda belirsizlik devam etmektedir.

Enerji fiyatlarındaki artışın nihai etkisi, genellikle birkaç kanaldan gecikmeli görünmektedir: spot fiyatlar ilk aşamada finansal piyasalara ve akaryakıt fiyatlarına yansırken, sanayi elektrik/gaz sözleşmeleri, navlun, sigorta, petrokimya girdileri ve nihai ürün fiyatları üzerinden ikinci tur etkinin çoğu sektörde 1–3 ay içinde daha belirgin hâle gelmesi beklenmektedir. Hürmüz trafiğinin kalıcı biçimde güvenli hâle gelmesi, savaş riski sigorta primlerinin düşmesi, Kuveyt ve diğer Körfez üreticilerinin tam kapasiteye dönmesi ve 60 günlük ücretsiz geçiş döneminin kalıcı bir hukuki/operasyonel çerçeveye bağlanması halinde enerji fiyatlarının daha istikrarlı bir banda oturabileceği kanaatindeyiz.

 

NATO Ankara Zirvesi

7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde Türkiye, ittifakın birlik ve dayanıklılık mesajı vermesi gerektiğini vurgulamış; savunma ticareti üzerindeki kısıtların kaldırılması ve Türkiye’nin Avrupa güvenlik girişimlerine daha güçlü biçimde dahil edilmesi çağrısı yapmıştır. Genel beklentilere göre zirve, Trump yönetimiyle yaşanan gerilimleri azaltma ve Avrupa savunma harcamalarının artırılması gündemini netleştirme amacı taşımaktadır.

Bununla birlikte, Trump’ın NATO harcamalarına yönelik sert açıklamaları ve bazı müttefikleri, özellikle İspanya’yı, ittifak yükümlülükleri ve İran operasyonuna yeterli destek vermemekle eleştirmesi, zirve öncesi siyasi tansiyonu yükseltmektedir.

Ancak, Avrupa güvenlik mimarisinde Türkiye’nin bazı girişimlerden dışlanması, savunma sanayi tedarik zincirleri ve ortak kabiliyet geliştirme açısından stratejik bir gerilim başlığı olmaya devam etmektedir. Haziran itibarıyla NATO gündeminin Türkiye açısından yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda savunma sanayi, ticaret kısıtları ve Avrupa güvenlik mimarisine erişim başlığı olarak okunması gerektiği kanaatindeyiz.

 

CBAM ve AB Karbon Politikası: Geri Adım Alanı Daralıyor

AB, karbon sınır düzenlemesinin belirli koşullarda askıya alınmasını zorlaştıracak bir yaklaşımı gündeme almıştır. Komisyonun önceki önerilerinde yer alan “ciddi ve öngörülemeyen koşullarda askıya alma” esnekliği daha sınırlı hâle getirilmektedir.

Bu gelişme CBAM’ın geçici veya pazarlığa açık bir maliyet unsuru değil, AB’nin sanayi ve iklim politikası içinde kalıcı bir fiyatlama aracı olarak konumlandığını göstermektedir.

Emisyon verisi, doğrulama ve sözleşme kurgusu zayıf olan tedarikçiler için uyum maliyetleri artmaya devam edecektir. Türkiye açısından CBAM’ın artık yalnızca sürdürülebilirlik raporlaması değil, fiyatlama, teklif ve müşteri kaybı riski başlığı olarak ele alınması gerektiği kanaatindeyiz.

 

Türkiye Finansman, Yapılandırma ve Yeşil Dönüşüm Gündemi

Kamu alacaklarının tecil süresinin 72 aya çıkarılması ve teminatsız tecil limitinin artırılması, işletmelerin kamu borçlarını daha uzun vadeye yayabilmesi açısından önem taşımaktadır. Vergi sirkülerlerinde tecil faizinin %29 seviyesine düşürüldüğü, tecil süresinin 72 aya çıkarıldığı ve teminatsız işlem limitinin 10 milyon TL olarak uygulandığı açıklanmıştır; ancak şirket bazlı etki, borcun türüne ve idarenin değerlendirmesine bağlı olacaktır.

Garanti BBVA’nın kadın girişimcilere yönelik uzun dönemli finansman programı ve KGF destekli kadın girişimci paketleri, kapsayıcı büyüme ve KOBİ finansmanı açısından destekleyici bir çerçeve sunmaktadır.

TEBD II GreenShift / sürdürülebilir büyüme başlığı Türkiye–AB iş dünyası diyaloğu açısından ayrı bir önem taşımaktadır. TEBD II projesi 2024–2027 döneminde Eurochambres liderliğinde, Türk ve AB odaları arasında ekonomik ilişkileri derinleştirmeyi, KOBİ anketleri, çalıştaylar ve iş diyaloğu faaliyetleri yoluyla Türkiye–AB iş çevrelerini yakınlaştırmayı hedeflemektedir. GreenShift / Sustainable Growth bileşeni 2026 yılında sürdürülebilir büyüme ve yeşil dönüşüm odağıyla görünürlük kazanmış; KOBİ’lerin AB pazarına uyum, sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm kapasitesini destekleyen tamamlayıcı bir araç olarak konumlanmıştır.

TEBD II GreenShift / Sustainable Growth bileşeni, firmalara doğrudan bir nakit destekten ziyade, AB pazarına uyum ve sürdürülebilir büyüme kapasitesi geliştirme imkânı sunmaktadır. Program kapsamında geliştirilen öz değerlendirme araçları, oda/borsa eğitimleri ve çalıştaylar; KOBİ’lerin enerji verimliliği, döngüsel ekonomi, karbon verisi, tedarik zinciri izlenebilirliği ve AB mevzuatına uyum alanlarında mevcut durumlarını görmelerine yardımcı olabilir. Bu nedenle program, özellikle AB’ye ihracat yapan veya AB tedarik zincirine dahil olmak isteyen firmalar için CBAM, ESG ve yeşil finansman başvurularına hazırlık sağlayan tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilmelidir.


TEKNOLOJİ GÜNDEMİ

Yapay Zekâ ve Operasyonel Dönüşüm

Büyük ölçekli işletmelerin yaklaşık yüzde 60’ının yapay zekâ ajanlarını üretim ortamında kullanır hâle geldiği; müşteri hizmetleri, finans otomasyonu ve yazılım geliştirme süreçlerinin ölçülebilir getiri üreten alanlar olarak öne çıktığı görülmektedir. Genel amaçlı ajanlar yerine belirli bir sektör, fonksiyon veya iş akışına odaklanan sistemlerin daha fazla değer üretmeye başlaması, yapay zekâ uygulamalarında yeni bir olgunlaşma evresine işaret etmektedir.

Bununla birlikte, yapay zekâ konuşlandırmalarının yaklaşık yüzde 40’ının iptal riskiyle karşı karşıya olduğuna yönelik bulgular, başarısızlık nedeninin çoğu zaman teknoloji değil yönetişim eksikliği olduğunu göstermektedir. Gerçek zamanlı izleme, denetim kaydı, insan onayı, yetki yönetimi ve model çıktılarının açıklanabilirliği baştan kurulmadığında, yapay zekâ ajanları operasyonel verimlilik sağlamak yerine kontrolsüz risk üretebilmektedir.

Ancak, AB Yapay Zekâ Yasası kapsamında yüksek riskli sistem yükümlülüklerinin Konsey’in nihai onayıyla Aralık 2027’ye ertelenmesi, şirketler için ek bir hazırlık penceresi açmıştır. Bu ertelemenin uyum yatırımlarını öteleme alanı olarak değil; ajan envanteri, risk sınıflandırması ve yönetişim mimarisini olgunlaştırma dönemi olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

 

Siber Güvenlik ve Tedarik Zinciri Riski

Siber saldırılar farmasötik, yükseköğretim, kamu hizmetleri, üretim ve kritik altyapı gibi farklı sektörleri hedef almaya devam etmektedir. Bu tablo, fidye yazılımı ve veri sızdırma odaklı saldırıların artık yalnızca teknoloji şirketlerini değil, üretim ve hizmet zincirlerinin tamamını ilgilendiren operasyonel bir risk hâline geldiğini göstermektedir.

Bununla birlikte, Foxconn ve Tata Electronics gibi üretim zinciri vakaları, sözleşmeli üretici ve OEM tedarikçilerindeki tek bir ihlalin onlarca müşterinin teknik çizimlerini, tasarım belgelerini, ürün reçetelerini ve ticari sırlarını riske atabileceğini ortaya koymuştur. AB’ye bileşen veya ara ürün ihraç eden Türk üreticiler açısından bu gelişme, üçüncü taraf erişimlerinin ve teknik doküman güvenliğinin doğrudan ticari süreklilik meselesi hâline geldiğini göstermektedir.

Ancak saldırı yöntemi değişmektedir. Klasik şifreleme temelli fidye yazılımlarının yanında, verinin kalıcı biçimde dışarı sızdırılması ve bu veri üzerinden müşteri, tedarikçi veya kamuoyu baskısı kurulması daha belirgin hâle gelmektedir. Bu nedenle siber güvenlik başlığının yalnızca sistem yedekleme veya antivirüs seviyesiyle değil; kritik teknik dosya erişimleri, tedarikçi bağlantıları ve üretim ortamına özel olay müdahale planlarıyla birlikte ele alınması gerektiği tarafımızca değerlendirilmektedir.


Veri Yönetimi, Bulut Sistemleri ve Regülasyon

AB Yapay Zekâ Yasası Omnibus paketi, Avrupa Parlamentosu’nun onayı ve Konsey’in  nihai kararıyla netleşmiştir. Yüksek riskli sistem yükümlülükleri Aralık 2027’ye ertelenirken, yapay zekâ ile üretilen içeriklere ilişkin şeffaflık yükümlülüklerinin Ağustos 2026 takvimini koruması dikkat çekmektedir. Bu ayrım, ertelemenin tüm yapay zekâ uygulamaları için genel bir serbestleşme anlamına gelmediğini göstermektedir.

Bununla birlikte, KVKK kapsamında yurt dışına veri aktarımı, bulut hizmetleri, SaaS uygulamaları ve yapay zekâ sistemlerinde kullanılan veri setleri daha fazla uyum ve denetim beklentisi yaratmaktadır. Özellikle finans, bankacılık, sigorta, sağlık ve regüle üretim sektörlerinde yapay zekâ uygulamaları; veri sınıflandırması, açık rıza, yurt dışı aktarım, sözleşmesel güvence ve denetim izi başlıklarıyla birlikte yönetilmelidir.

Ancak, yapay zekâ sistemlerinin eğitim, konuşlandırma ve izleme süreçleri KVKK ile sektörel mevzuatın kesişiminde gri alanlar barındırmaktadır. Bu nedenle şirketlerin AI Act şeffaflık yükümlülüklerini Ağustos 2026 öncesinde ele alması, yüksek riskli sistem sınıflandırması için kazanılan ek süreyi ise gerçek bir uyum mimarisi kurmak amacıyla kullanmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz.

 

Endüstriyel Dijitalleşme ve IIoT

Yapay zekâ ajanları, dijital ikiz ve IIoT sistemlerinin üretim planlama, kalite kontrol, bakım yönetimi ve lojistik koordinasyonu süreçlerine entegrasyonu hız kazanmıştır. Bu sistemler yalnızca üretim verimliliği sağlamamakta; enerji tüketimi, proses verisi, fire oranı ve ürün bazlı emisyon verisinin daha düzenli toplanmasına da imkân tanımaktadır.

Bununla birlikte, dijital ikiz ve IIoT yatırımları CBAM uyum altyapısı açısından da önem kazanmaktadır. AB’ye ihracat yapan üreticiler için ürün bazlı karbon yoğunluğu, enerji tüketimi ve proses verisinin güvenilir biçimde ölçülmesi; fiyatlama, teklif verme ve müşteri ilişkileri açısından rekabet unsuru hâline gelmektedir. Bu nedenle endüstriyel dijitalleşme yatırımlarının yalnızca verimlilik projesi olarak değil, emisyon verisi ve izlenebilirlik altyapısı olarak da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Üretim ortamlarında dijital veri biriktikçe korunması gereken varlığın değeri de artmaktadır. Foxconn ve Tata Electronics vakalarında görüldüğü üzere teknik belgeler, makine parametreleri, üretim planları ve müşteri bazlı tasarım dosyaları saldırganlar için yüksek değerli hedeflerdir. Ayrıca AB Siber Dayanıklılık Yasası kapsamında bağlantılı cihazlar için tasarım aşamasında güvenlik beklentisinin güçlenmesi, AB’ye bileşen ihraç eden Türk üreticiler için yeni bir ürün uyum katmanı oluşturacaktır. Bu nedenle IIoT yatırımlarının emisyon verisi, siber güvenlik ve ürün uyumu başlıklarıyla birlikte kurgulanması gerektiği tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Yapay Zekâ Altyapısı ve Veri Merkezleri

Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında, 2030 yılına kadar veri merkezi kurulu gücünün en az 1 GW seviyesine çıkarılması hedeflenmektedir. Ayrıca kamu yatırım programlarından yapay zekâ projelerine pay ayrılması, yerli yapay zekâ çözümlerinin kamuda kullanımının desteklenmesi ve yapay zekâ destekli kamu hizmetlerinin yaygınlaştırılması planlanmaktadır. Bu gelişme, yapay zekâ gündeminin yalnızca yazılım, model veya uygulama katmanından ibaret olmadığını; veri merkezi kapasitesi, yüksek işlem gücü, enerji arzı, bulut altyapısı ve veri egemenliği başlıklarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Veri merkezi yatırımlarının büyümesi elektrik arz güvenliği, soğutma altyapısı, yenilenebilir enerji kullanımı, su tüketimi ve lokasyon seçimi gibi başlıkları daha kritik hâle getirecektir. Yapay zekâ kapasitesi arttıkça şirketler için yalnızca modele erişim değil; verinin nerede tutulduğu, hangi altyapı üzerinde işlendiği, iş sürekliliğinin nasıl sağlandığı ve enerji maliyetlerinin nasıl yönetildiği de rekabetçilik unsuru hâline gelmektedir.

Veri merkezi kapasitesinin hızlı büyümesi sürdürülebilirlik ve maliyet baskılarını da beraberinde getirebilir. Bu nedenle yapay zekâ altyapısı yatırımlarının enerji verimliliği, karbon ayak izi, veri güvenliği ve operasyonel süreklilik başlıklarıyla birlikte planlanması gerektiği değerlendirilmektedir. Türkiye açısından bu alanın, hem dijital dönüşüm hem de sürdürülebilir büyüme politikalarının kesişiminde stratejik bir yatırım gündemi hâline geldiği kanaatindeyiz.

 

Teknolojik Egemenlik: Çip, Bulut ve Açık Kaynak Politikaları

Avrupa Komisyonu, açıkladığı Teknolojik Egemenlik Paketi ile çip üretimi, bulut altyapısı, yapay zekâ geliştirme kapasitesi, açık kaynak çözümleri ve enerji sistemlerinde dijitalleşme başlıklarını stratejik bağımsızlık ekseninde bir araya getirmiştir. Paket kapsamında Chips Act 2.0, Cloud and AI Development Act, AB Açık Kaynak Stratejisi ve Enerji Sistemlerinde Dijitalleşme ve Yapay Zekâ Yol Haritası öne çıkmaktadır.

AB’nin teknoloji yaklaşımı artık yalnızca inovasyon ve rekabetçilik üzerinden değil; tedarik güvenliği, veri kontrolü, kritik altyapı bağımlılığı ve siber dayanıklılık üzerinden şekillenmektedir. Açık kaynak stratejisinin AB’nin teknolojik egemenliği içinde merkezî bir konuma yerleştirilmesi, kamu ve özel sektör için Avrupa menşeli alternatif dijital ekosistemlerin güçlendirilmek istendiğini göstermektedir.

Bu yaklaşım Türkiye’de AB’ye çalışan teknoloji, yazılım, otomasyon, elektronik ve sanayi tedarikçileri açısından yeni beklentiler doğurabilir. Önümüzdeki dönemde teknoloji tedarikinde yalnızca fiyat ve performans değil; verinin nerede işlendiği, kullanılan bulut altyapısının regülasyon uyumu, ürünlerin çip/bileşen bağımlılığı, açık kaynak lisans yönetimi ve siber güvenlik seviyesi de daha fazla sorgulanacaktır. Bu nedenle teknolojik egemenlik gündeminin, Türk firmaları açısından AB pazarına erişim ve kurumsal müşteri güveni başlıklarıyla birlikte izlenmesi gerektiği tarafımızca değerlendirilmektedir.

 

Sürdürülebilirlik, CBAM ve ESG Uyum Gündemi

CBAM kapsamında 2025 yılı ithalatına ilişkin ilk yıllık beyanname döneminin Mayıs ayında kapanması ve 2026 ithalatı için üçer aylık izleme/veri toplama sürecinin devam etmesi, AB’ye ihracat yapan üreticiler açısından veri kalitesini kritik hâle getirmiştir. 2026 boyunca oluşturulacak emisyon verisi, Mayıs 2027’deki beyanname yükümlülüğünün doğrudan dayanağını oluşturacak ve üçüncü taraf doğrulamasına tabi olacaktır.

Bununla birlikte, Türkiye’nin 7552 sayılı İklim Kanunu ile emisyon ticaret sistemi için yasal zemini oluşturması ve 2026–2027 döneminde pilot uygulamanın planlanması olumlu bir gelişmedir. İşleyen ve AB tarafından tanınabilecek bir ulusal ETS, ihracatçıların sınırda ödeyeceği CBAM maliyetini azaltabilecek stratejik bir araç niteliği taşımaktadır. Bu nedenle ETS sürecinin yalnızca çevre mevzuatı değil, dış ticaret ve rekabetçilik başlığı olarak izlenmesi gerektiği düşünülmelidir.

Ancak, AB’nin Sanayi Karbonsuzlaştırma Hızlandırıcısı çerçevesinde 2029’dan itibaren bazı sektörlerde kamu alımı kriterlerini AB içeriği ve düşük karbon koşuluna bağlaması, CBAM’ın ötesinde yeni bir rekabet alanı yaratmaktadır. Özellikle otomotiv yan sanayi, metal işleme, makine ve bağlantılı üretim sektörlerinde faaliyet gösteren Türk tedarikçiler için düşük karbonlu üretim, ürün izlenebilirliği ve doğrulanabilir emisyon verisi yapısal bir rekabet değişkenine dönüşmektedir.

Bu çerçevede, 2026 emisyon verisinin ölçüm metodolojisi, veri kaynağı ve doğrulanabilirliğinin şimdiden güvence altına alınması gerektiği tarafımızca değerlendirilmektedir. ETS sürecinin ise CBAM maliyetini azaltabilecek ve AB pazarındaki rekabet gücünü destekleyebilecek stratejik bir araç olarak ele alınmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz.

           



Sorumluluk Reddi Beyanı

Bu bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular, belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C, içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.