AYLIK BÜLTEN - 2025 ARALIK
EKONOMİ GÜNDEMİ
Türkiye Enflasyon Verisi ve Para Politikası Görünümü
Aralık ayı enflasyon verisi %0,98 beklentisine
karşılık %0,89 olarak gerçekleşmiştir. Böylece enflasyon verisi üçüncü kez üst üste beklenti altında gelmiş olup bu
durum Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimi süreci
açısından hareket alanının genişlediğine işaret etmektedir.
Mevcut
dezenflasyon eğilimi ve para politikası duruşu birlikte değerlendirildiğinde, faiz indirimlerinin kesintisiz şekilde devam etmesi olasılığını yüksek görüyoruz. Ayrıca 2026 yılında
uygulanması beklenen enflasyon hesaplama yöntemindeki değişikliklerin,
açıklanan enflasyon oranlarını aşağı yönlü destekleme ihtimali, bu beklentimizi
güçlendirmektedir.
Bu çerçevede şirketlerin; kredi
notlarını iyileştirmeye, finansal tablolarını daha istikrarlı bir yapıya
kavuşturmaya ve borçluluk yapılarını optimize etmeye yönelik adımlar atmaları,
2026 yılının ilk yarısında olası refinansman
fırsatlarından daha avantajlı koşullarla yararlanabilmeleri açısından kritik
önemdedir.
Döviz Kuru Görünümü – USD/TRY Beklentileri
TCMB’nin güçlenen rezerv pozisyonu, Türkiye’nin CDS
primlerindeki istikrarlı gerileme ve dezenflasyon süreci birlikte
değerlendirildiğinde, USD/TRY paritesinde 2026 yılı
boyunca %23–26 bandında kontrollü bir değerlenme öngörmekteyiz.
Bununla birlikte hem iç politika hem de dış politika
başlıklarında yoğun ve kritik gündem maddeleri bulunması, dönemsel olarak ani belirsizlik ortamları ve kısa vadeli kur şokları riskini canlı tutmaktadır. Bu nedenle şirketlerin
ve yatırımcıların döviz pozisyonlarını statik değil, dinamik bir risk yönetimi anlayışıyla ele almalarını ve bilanço yapılarına uygun
şekilde ayarlamalarını tavsiye ediyoruz.
Türkiye Ekonomi Politikası – Olası Senaryolar
Gerek ülke içinde gerekse küresel ölçekte siyasi
gündem oldukça yoğun ve kırılgan bir yapı sergilemektedir. Mevcut çok bileşenli
denge yapısının sürdürülebilir olmakla birlikte yüksek
hassasiyet taşıdığı görüşündeyiz.
Olası bir denge değişimi durumunda; erken seçim ihtimali, buna paralel olarak genişlemeci ekonomi politikaları, kredi
genişlemesi, teşvik paketleri ve asgari ücrete
ara zam gibi uygulamaların
gündeme gelmesi mümkün görünmektedir.
Bu çerçevede şirketlerin; finansal raporlama
disiplinine, kârlılık ve nakit akışı takibine, rasyo analizlerine ve genel
kredibilite yönetimine azami özen göstermeleri, belirsizlik dönemlerinde
dayanıklılıklarını artıracaktır.
FED Politikaları ve Küresel Likidite
Önceki bültenlerimizde de sıklıkla
vurguladığımız üzere, ABD Merkez Bankası (FED) Aralık ayında 25 baz
puanlık bir faiz indirimi daha yaparak toplamda üçüncü
faiz indirimini gerçekleştirmiştir.
2026 yılına ilişkin beklentilerimiz; ekonomik
büyümenin sürmesine karşın iş gücü piyasasında bozulma sinyallerinin artması,
parasal taban genişlemesinin reel büyümenin gerisinde kalması ve bankacılık
sektöründe gözlenen likidite stresleri nedeniyle FED’in
faiz indirimlerine ve parasal genişleme adımlarına devam edeceği yönündedir.
Temel senaryomuz, 2026 yılında en az 50 baz puanlık
ek faiz indirimi yapılmasıdır.
Öte yandan, yeni FED başkanının J.D. Trump yönetiminin
daha agresif büyüme odaklı taleplerine uyum sağlaması halinde, daha hızlı faiz indirimleri ve genişleyici para
politikaları da gündeme
gelebilir.
Bu süreç, halihazırda yükseliş eğiliminde olan emtia
fiyatlarının kalıcılığını destekleyebilir. Özellikle bakır, alüminyum ve
benzeri sanayi girdilerinde maliyet artışlarının devam etmesini bekliyoruz.
Şirketlerin bu dönemde stok yönetimi, maliyet
kontrolü ve üretim planlaması konularına odaklanmaları önem arz
etmektedir.
Küresel Denge Arayışı ve Jeopolitik Riskler
Son dönemde yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmeler,
küresel ölçekte yeni bir denge arayışını beraberinde getirmiştir. ABD’nin
NATO’ya yaklaşımındaki değişim, Çin’i stratejik merkezine alan yeni ittifak
arayışları ve artan jeopolitik gerilimler, küresel sistemin çoklu çatışma senaryolarına daha açık hale gelmesine neden
olmaktadır.
Çin–ABD ekseninde kutuplaşan dünya düzeni;
Avrupa–Rusya, İran–İsrail ve Çin–Tayvan–Japonya gibi farklı kırılgan hatlarda
yeni riskler üretmektedir. Bu tür gerilimlerde ekonomik yaptırımların öncelikli
araç olarak kullanılması, şirketlerin tedarik ve
satış ağları açısından ciddi riskler barındırmaktadır.
Bu nedenle şirketlere; tedarik ve satış kanallarını farklı coğrafyalarla yedeklemelerini, risk alokasyonunu yeniden gözden geçirmelerini ve
operasyonel esnekliği artırmalarını öneriyoruz. Ayrıca öngörülebilirliği
düşük bu ortamda likit yedekler ve ihtiyat akçeleri
oluşturulmasının faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Avrupa Birliği Görünümü
Avrupa Birliği, aynı anda birçok yapısal sorunla
mücadele etmektedir. Rusya kaynaklı güvenlik
riskleri, ABD ile yaşanan stratejik ayrışmalar sonucu ortaya çıkan savunma
zafiyetleri, artan göç baskısı, altyapı yatırımı ihtiyacı, yaşlanan nüfus ve
verimlilik kaybı, AB’nin önündeki temel zorluklar arasında yer
almaktadır.
Bu
tablo, Türkiye açısından önemli bir stratejik ve
ekonomik avantaj alanı yaratmaktadır. Özellikle ihracat, üretim,
lojistik ve outsource hizmetler açısından Türkiye’nin rolünün güçlenmesi
beklenmektedir. Doğru konumlanan şirketler için bu süreç, orta vadede önemli büyüme fırsatları sunmaktadır.
EKOPOLİTİK GÜNDEM
Küresel
Ticaret ve Tarifeler
ABD,
Güney Kore menşeli otomobillerde gümrük vergisini %25’ten %15’e indirmesi,
Japon şirketlerinin “Kongre onayı olmadan tarife” iddiasıyla açtığı davalar
gündeme gelmiştir. Çin, 1 Ocak’tan itibaren ABD’den kotayı aşan dana etine %55
gümrük vergisi uygulayacağını duyurmuş; aynı dönemde gümüş ihracatını durdurma
kararıyla tedarik zincirlerine yeni bir risk eklemiştir.
Seçici
indirimler ve karşı önlemler “hedefli korumacılık”
dinamiğini güçlendirirken, menşe ve ürün bazlı
yeniden konumlanmayı teşvik etmektedir. Ancak, dava süreçleri, olası
misillemeler ve kritik maden/ara malı ihracat kısıtları maliyet ve teslim
sürelerinde oynaklık yaratabilir.
Resmî
Gazete’de yayımlanan düzenleme ile Filistin menşeli
yoğurt, peynir, domates, hurma, çilek, kuskus, tatlı bisküvi, zeytin gibi
ürünler için tarife kontenjanı açılmış; bazı kalemlerde gümrük vergileri
kaldırılmış, bazıları için ek mali yükümlülük getirilmiştir.
Şirketler
için menşe ispatı, sözleşmelerde tarife/korunma hükümleri ve tedarik
çeşitlendirmesine dayalı esnek pozisyon alımının önemini koruduğu kanaatindeyiz.
Ukrayna–Rusya:
Barış Planı Trafiği
Aralık
ayında ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun “ilerleme var ama yol uzun” mesajı,
Starmer–Merz–Macron’un Trump’la koordinasyon görüşmeleri ve AB’nin 210 milyar €
tutarındaki Rus varlıklarını süresiz dondurma kararı ile süreç hızlanmıştır; Trump “anlaşmaya hiç olmadığı kadar yakınız” derken,
toprak bütünlüğü başlığında farklılıklar korunmuştur. 19 Aralık’ta AB
liderleri, Ukrayna’nın 2026–2027 finansman ihtiyacını 90 milyar € ortak
borçlanma ile karşılama yönünde uzlaşmıştır.
Bununla
birlikte, finansman mimarisinin (dondurulmuş varlıklar, ortak borçlanma vs.)
piyasa istikrarı ve siyasi meşruiyet açısından dengeli bir çerçeve sunması önem
taşımaktadır. Ancak, Moskova’nın “mülkiyet ihlali
yaptırımları güveni sarsar” uyarısı ve müzakere
temposunun yavaş ilerlediğine dair açıklamalar, takvim ve kapsama
ilişkin belirsizliğin sürdüğünü göstermektedir.
Kısa vadede insani ve lojistik kanalların işlevselliğinin, orta
vadede ise güvenlik düzenlemelerinin barış planının
kalıcılığını belirleyeceği kanaatindeyiz.
ABD–Venezuela
Gerilimi
Aralık
ikinci yarıda ABD’nin Venezuela tankerlerine
yönelik yaptırım/engelleme açıklamaları, Caracas’ın “küresel ekonomiye olumsuz etkiler” uyarısı ve İran–Venezuela savunma sanayi bağlantılarına dönük yeni
yaptırımlar gündeme gelmiştir. Ayrıca konuyla ilgili son bilgi olarak Maduro’nun yakalanması ve ABD’ye getirilerek yargılanması
gündeme gelmiştir.
Bu
gelişmelerle enerji arz güvenliği ve bölgesel
finans kanalları üzerinde belirsizlik artmaktadır. Venezuela’nın ham
petrol rezerv büyüklüğünü dikkate aldığımızda petrol fiyatlarının zamanla haber
akışına duyarlı seyredebileceği, bölgesel sigorta/taşıma risk primlerinin
izlenmesi gerektiği tarafımızca değerlendirilmektedir.
Yemen
Hattında Gerilim: Suudi Arabistan–BAE
Suudi
Arabistan’ın, BAE’den Yemen’in Mukalla limanına silah taşıyan iki gemiye hava
saldırısı düzenlediği; BAE’ye 24 saat içinde çekilme çağrısı yaptığı
bildirilmiştir.
Kızıldeniz–Arap Denizi hattındaki deniz taşımacılığı riskleri gündemde kalacaktır. Bölgesel gerilimin uzaması navlun ve sigorta maliyetlerinde dalgalanmalara yol açabilir. Deniz yolu lojistiğinde rota/termin alternatiflerinin canlı tutulmasının önemli olduğu kanaatindeyiz.
AB’nin
Rus Gazına Kademeli Yasak Planı
AB
Konseyi, LNG ithalatının 2026 sonunda, boru hattı
gazının 2027 sonunda kademeli ve yasal olarak bağlayıcı biçimde sonlandırılması
üzerinde uzlaşı açıklamıştır; IEA, 2026–2030 arasında piyasaya girecek yüksek
LNG arzının Avrupa’ya manevra alanı sağlayacağını belirtmiştir.
Bu
konuda tedarik coğrafyası ve altyapı kapasitesi belirleyici
olacaktır. Ancak, fiyat oynaklığı, arz kesintisi
riski ve depolama maliyetleri geçiş döneminde enerji yoğun sanayilerde
baskı yaratabilir. Türkiye için gaz merkezi/iletim rolü ve ticaret
fırsatlarının artabileceği; fiyat oynaklığının ise
maliyet yönetiminde dikkat gerektirdiği tarafımızca değerlendirilmektedir.
“Kurallara
Dayalı Düzen” ?
Rusya’nın
işgal sonrası statükoyu kalıcılaştırma eğilimi; İsrail’in hukuki tartışmalara
konu olan askeri uygulamaları ve Golan dosyasına ilişkin söylem; ABD–Venezuela
hattında Maduro’nun yakalanmasına dair iddialar ile buna eşlik eden sert
söylemler; çok taraflı kurumların etkinliğine yönelik sorgulamalar, Arjantin
yönetiminden gelen destek açıklamaları ve ABD iç siyasetinde yetki aşımı
suçlamaları, “kurallara dayalı düzen”
anlatısının zayıfladığı algısını güçlendirmiştir.
Bununla
birlikte, küresel tedarik zincirleri, finansal
piyasalar ve enerji ticaretinde işleyen teknik/protokol mekanizmaları ile
bölgesel platformlar üzerinden yürüyen pragmatik iş birliği alanlarının
hâlâ belirleyici bir çıpa işlevi gördüğü tarafımızca değerlendirilmektedir. Yaptırımların/karşı yaptırımların genişlemesi, başka
ülkelerdeki işlemleri de kapsayacak şekilde uygulanan hukuk ve yaptırımlar,
rezerv/varlık donmaları ve stratejik madenler üzerindeki kısıtlar gibi
başlıklar öngörülebilirliği azaltmakta; siyasi riskin tedarik, sigorta ve
finansman koşullarına doğrudan yansıma ihtimalini artırmaktadır.
Bu
görünüm altında 2026 planlamalarında senaryo
çeşitlendirmesi, coğrafi ve tedarik portföyü dengesi, sözleşmelerde hukuk/uyum
hükümlerinin güçlendirilmesi ve riskten korunma yaklaşımlarının ana
eksen olmaya devam edeceği kanaatindeyiz.
İş
Dünyası Perspektifi
2025
kapanışında küresel ticaretin risk ve belirsizlik
ekseninde seyrettiği, büyüme dinamiklerinin zayıfladığı, maliyet unsurlarının
(kur, faiz, emtia) ve jeopolitik/sınır aşan düzenlemelerin (CBAM, menşe
ve ihracat kontrolleri) iş çevreleri üzerinde baskı oluşturduğu bir tablo öne
çıkmaktadır. Üretkenlik/verim artışı,
dijitalleşme/otomasyon ve yeşil dönüşüm yatırımlarını ölçülebilir hedeflerle
birleştiren işletmelerin, talep daralması ve fiyat oynaklığına karşı
görece daha dayanıklı bir konum sergilediği gözlenmektedir. Ancak, finansmana erişim maliyeti, nitelikli işgücü arzı, dış
pazarlarda menşe/karbon uyumu ve lojistik/sigorta kaynaklı riskler
dönüşüm hızını sınırlayabilmektedir.
Bu
çerçevede 2026’ya girerken şirket ölçeğinde nakit
döngüsü sağlığı, fiyatlama esnekliği, CBAM ve menşe uyumu, veri/analitik
yetkinliği, verimlilik artışı, alternatif tedarik–pazar kırılımları ve
kur/emtia riskten korunma başlıklarını içeren bir dayanıklılık planının öncelikli olması gerektiği kanaatindeyiz.
KOBİ
Finansmanı: Akbank–EBRD ve Vakıfbank–Dünya Bankası
Akbank–EBRD
arasında 130 milyon $’lık (kadın girişimci 70, genç girişimci 50, dijital
dönüşüm 10 milyon $) kredi anlaşması imzalanmış; Vakıfbank, Dünya Bankası
garantisi altında 1,5 milyar €, 10 yıl vadeli kaynakla özellikle kadın ve genç
KOBİ’ler başta olmak üzere istihdamı destekleyici projelerin finansmanında
kullanılması planlanıyor.
Sorumluluk
Reddi Beyanı
Bu
bülten, genel bilgi amaçlı hazırlanmıştır ve yalnızca bilgilendirme amacı
taşımaktadır. İçerikteki bilgiler, herhangi bir yatırım, ticaret veya karar
alma sürecine doğrudan rehberlik etme amacı taşımamaktadır. Tüm okuyucular,
belirtilen konulara dair kararlarını vermeden önce bağımsız araştırma yapmalı
veya profesyonel danışmanlık hizmeti almalıdır. Bu bültende yer alan yorumlar
ve değerlendirmeler, editörlerin kişisel görüşlerini yansıtmakta olup, herhangi
bir kurum veya kuruluşun resmi görüşlerini temsil etmemektedir. Quartz A&C,
içerikteki herhangi bir hata veya eksiklikten dolayı sorumluluk kabul etmez.